close
Kim kime limon sıktı?
#AnıKutusu

Kim kime limon sıktı?

IMG_0989.JPG

Havasından mı suyundan mı bilmem bu sıralar tüm İstanbullular sebepsiz gergin, mutsuz ve çekilmezsiniz. Adeta Volkan Konak şarkısından fırlamış gibisiniz. Neler oluyor hayatınızda, gerçekten baş edememekten mi sıkıldınız yoksa adını bile koyamadığını iç bunaltıları mı bastı yine. Nedir yani bu halin tavrın sebebi, oturup düşündünüz mü hiç? Ya da kim limon sıktı yine üç kuruşluk keyfinize. Hey hey hey! Hemen gaza gelmeyin bi, belki de siz haksızdınız ve belki siz sıktınız limonları milletin keyfine. -_-

O zaman hadi size benim bu ikilemlerden nasıl kurtulduğumu, iç muhasebemi nasıl yaptığımı, sıkıntılarımdan kurtulduğumu anlatayım. Ben var ben, kendime sürekli yalan söylerim. Bu beni üzmedi ki derim ama aslında üzmüştür. Ya ben onu takmıyorum ki derim ama garanti takıyorumdur. Bu bana zarar veremez ki derim ama eminim çok zarar görmüşümdür. Bu huyumu biliyor olmama rağmen hala yapıyorum arkadaşlar. Hala mutsuz olduğumu aynada gördüğüm an, kendime ilk sorduğum soruya doğru cevap vermiyorum. Sonra ikinci soru ile düzelmeye başlıyor herşey. Çünkü kendime dürüst cevaplar vermezsem bu sorunları asla çözemeyeceğimi ya da her egosu büyük insan gibi kendimi hep haklı göreceğimi biliyorum.

Her neyse, hazırsanız başlayalım. Eğer bir sorununuz varsa ve çözmek için bu yazıyı okuyorsanız lütfen parantez içlerini ciddiye alın. Sonra da cevaplarınızı vererek ilerleyin. Öyle yalandan okuya okuya geçerseniz, iç muhasebenizi kim yapacak acaba? Elinizdeki makina mı?

Başlayalım;

-Gerçekten canını sıkan şey ne? (Genel şeyler söyleme, gerçek sebebi söyle lütfen, en özel soruna in)
-Peki bu şey senin canını neden sıktı? (Sana karşı bi tavır mı gördün ya da varlığımı sıkıyor ya da hiç sebepsiz mi takıldın?)
-Sence söylediğin sebep herkes tarafından kabul edilir bir sebep mi? ( Hani belki de karşındaki kişi ya da kişiler bunu bir sorun olarak görmüyordur ve olan bitenin farkında değildir.)

Eğer bu satıra başladıysan ve sorunun ne olduğunu hala görmediysen o zaman çık git bu sayfadan. Şaka ya şaka, sen istersen bana mail atabilirsin. Ama şimdi sorununu görenlerle devam edelim.

-Bu sorunu gerçekten çözmek istiyor musun? ( sadece kafama taktım ve geçecek birkaç güne mi diyorsun yoksa hayır böyle olmaktan hoşlanmıyorum, böyle olduğumuz sürece mutsuz olacağım mı diyorsun?)
– Ve Niçin istiyorsun? Sevgi mi? Çıkar mı? Vefa mı? (Cevabınız sevgiyse lütfen seven insanların fedakar olması gerektiğini hatırlayıp harekete geçin. Cevabınız çıkar ise lütfen bu insanı tamamen kendinizden kurtarın, çünkü kimse sizin kuklanız değil daha fazla günaha girmemiş olursunuz ve belki günahtan kurtulmak sizin yüzünüzü güldürür. Cevabınız vefa ise, bu seçtiğiniz şey kenarda bekleyip “banane o yazsın” düşüncesiyle olmaz, harekete geçip nefsinizi ezip ona gittiğiniz zaman bu sahici bir vefa olur.)

Bu aşamayı da geçtiysek son soruları da sorup gidiyorum.

-Sorununuzu çözmek için bir şey yapmayı düşünüyor musunuz? (Gerçek bir adımdan bahsediyorum, bir mesajdan değil.)
-Yapacağınız şey sizce mi geçerli bir adım, karşı taraf hoşnut olur mu? ( bazen bizim sevdiğimiz şeyler insanlara basit ya da önemsiz gelebilir. Benim için bir telefon araması yeterli ama belki sizin için muhakkak yanına gidip konuşmak gerek ve belki onun için de gözlerine bakarak samimi bir özür dilerim cümlesi önemlidir)
– Ve en önemlisi; Konuşurken o koca egonuzu kenara atıp samimi olacak durumda mısınız? ( hala sinirleyseniz biraz daha bekleyin. Hala kırgınsanız biraz daha sakinleşin. Ama hepsi geçtiyse ve sadece mutsuzluk kaldıysa size o zaman harekete geçin. Ve küçük hesaplar yapmayı bırakın, açık olun)

Eğer bu sorulara cevabınız sizde bir bencillik hissi uyandırmıyorsa, siz iyi bir insansınız. Sadece biraz kırılmışsınız. İnanın bunlar herkesin başına geliyor. Ve bu günler geçip gittiğinde olan somurtuk gezip, hayatı kendinize dar ettiğiniz o günlere oluyor. Hele ki üç dört gün sonra normale döneceğinizi bile bile bugünlerinizi böyle mutsuz geçirmeye izin vermek tamamen ahmakça, çocukça.

Korkmayın, ilk adımı atmak, haklıyken özür dilemek, kırgınken karşındakini de anlamaya calısmak, kızgın olsan bile ona konuşma hakkı vermek kötü bir şey değil. Bunlar doğru kişiye karşı yapıldığında meyve verecek bir ağacı sabırla toprağa ekmek demek. Bir gün meyvesin alacağınızı hayal ede ede ekmek demek. Yani bir gün belki onlar da sizi anlayacaklar demek. Aslında şuan size yalan söylüyorum. Belki bu ağaç hiç meyve vermeyecek bilemezsin ki. Yani belki sizi hiç anlamayacaklar. Bu hayatta anlayışlı olması gereken, alttan alması gereken hep siz olacaksınız. Ee ne olacak yani? Şu Kısacık dünyada payınıza düşen bu diye her gün mutsuz gezen kötü bir insan mı olacaksınız? iki cümlelik iyiliklerinizi esirgeyecek kadar katı kalpli mi olacaksınız? Hadi siz bunları düşünün ben gideyim.

Şimdi size mutlu haftasonları diyeceğim ama o beş karış suratlarınıza bunu demek istemiyorum. Lütfen gidin o suratlarınızı düzeltip gelin ya. Bu ne böyle, huzur evine döndük iyice.


  1. Beyza Eğinci

    Öyle bir yazı olmuş ki..Okudugumda tamda buna ihtiyacım var dedim.Yüreginize,elinize saglık.Allah razı olsun

    17 Ocak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM AKIŞI

Instagram'da Takip Edin