İlk sureyi yazmaya başlarken ‘’Allahım bundan daha zoru var mı acaba?’’ demiştim. Sonra Ali İmran’ı anlatırken İsa konusunun altından kalkamamaktan korktum. Şimdi Nisa Suresindeki şer’i hükümleri yanlış ifade etmekten korkuyorum. Çünkü biliyorum birçok insanın karşısına hep buradan sorular geliyor. Ve yine birçoğunuz şuan belirli birkaç ayetin merakından ötürü bu yazıyı okuyacaksınız. Ama ben her zaman olduğu gibi yine kaçak güreşeceğim, onu bilin isterim. Şunu da açıkça söylemek istiyorum ki, herkes her görüşe açık değil. Ben bunu artık çok net anladım. Tamam yanlış fikirlere kapalı olun tabi ama doğruluğunun ihtimali olan fikirleri –ki bence doğru- de direk inkar etmek nereden çıkıyor ben anlamıyorum. Bir de, bir de, bir de. Birçoğumuz farklı mealler okuyoruz, bu yüzden cümlenin yahut kelimelerin tamamıyla değiştiği farklı anlamlarla karşılaşıyoruz. Fakat ben ısrarla belirtiyorum ki ‘’Elmalılı Hamdi Yazır Türkçe Meali’’ herkesce kabul görmüş, diyanetin uygun gördüğü bir mealdir. Bir kelimenin bile ne kadar anlamı değiştirdiğini bu surede görmüş olacaksınız. O halde haydi

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Nisa, kadın demektir. Bu sûrede kadınların, cemiyet içinde hukukî ve içtimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için bu isim verilmiştir. Kuran’da 4.sırada olmakla birlikte nüzul sırasına baktığımızda 92.sure olarak karşımıza çıkar. Bir de ayetlerin iniş tarihine saptamaya çalışırken karşıma çok garip ayrıntılar çıktı, özellikle bazı ayetlerin iniş sebepleri ve olayların kıssaları arasında uzun bir zaman dilimi var. Daha sonra öğrendim ki, Surenin ilk ayetleri Uhud savaşından hemen sonra inmeye başlamış ve Hicri 8.yıl –miladi 630- yılına kadar devam etmiş. Aşağı yukarı Mute Savaşın’a kadar süren bir süreç. Yani biraz sonra açıklamak durumunda olacağımız ayetler bir dönem kavimler için inmiş, daha sonra yumuşatılmış ya da geçerliliği kaldırılmış ayetler olabilirler. Bunlara dikkat etmek lazım. En basit örneği ise ikişer, üçer, dörder evlenmek meselesinde zaten birazdan göreceğiz. Bu ayet 4.ayet ama 129 ayette erkeklere nasihat geliyor, tek evlilikle yetinmeleri isteniyor. Yani bu ve buna benzer akıl oyunlarıyla karşınıza çıkan insanlara verilecek tek cevap ‘’Elhamdullillah Müslümanım ve Kuranda olan herşey kabulum’’ Dışardan bakıldığında aptalca gözüken ama içeride sağlam  iman gerektiren bir tevekkül bu. İnanın benim de aklımın almadığı birçok ayet vardı, benim de cariye meselesine bir türlü aklım ermiyordu ama biraz araştırıp biraz sahih bilgi ile karşılışınca içimizin rahat etmeyeceği tek bir ayet bile yok. Okuyup, hükümlere kapılıp geri çekilmeyin! Bu Kuran’ın bir sırası, indiği dönemlere ait olayları, bazıları için inmesi gereken hükümleri olmuş bunları unutmayın. Cahiliye devri gibi bir dönemin üstüne inen ayetleri günümüze uyarlamak akıl işi olabilir mi Allah aşkına? Bu kadar cahilliği islam asla kabul etmez.  Zaten Surenin iniş sebebine bakıldığında ‘’Cahiliye pisliklerini temizlemek, müşriklerin özelliklerini açıklamak, kadın ve miras hakları’’ olarak karşımıza çıkar. Burada şöyle bir açıklama kopyalamak istiyorum ‘’ Nisa suresinin değiştirmeyi hedef aldığı toplum nasıl bir toplumdu? Bakıldığında, güçsüz kimselerin haklarının çiğnenmekte, özellikle yetim kızların hakları, kendilerini ve mallarını korumaları gereken vasîleri tarafından gasbedilmekte ve kadınlara hiçbir hak tanınmadan zulmedilmekte olduğu görülür. Kadınlar, mirastan mahrum bırakılmaktaydı ve bir eşya gibi kocası öldüğünde ona elkonulmakta ve evlere hapsedilerek hakları çiğnenmekteydi.’’ Şimdi şu cümleye bir bakalım. Bir kadın, hakkı çiğnenen bir kadın, ki kadının belki de son isteyeceği şey olarak parasal özgürlük ve Allah’ın onun hakkını korumak için indirdiği bir sure. Bu surenin erkek üstünlüğü ve kadınları küçük gördüğünü söylemek nasıl bir aklın ürünü diye sorasım geliyor. Daha önce de bahsettim, daha da çok bahsedeceğim ama kadına kadın olarak da insan olarak da değer verilen bir dine mensup olduğumuz gayet aşikar. Bunun üstüne uzun uzun düşünmek yerine, teslim olup bizden isteneni yapmamakta direnmektir belki sorun? Belki de biraz olsun erkeğin üstünlüğünü kabul etmek gerekiyordur hı? Neyse sinirlerinizle oynamadan sureye başlıyorum çünkü konu çok uzadı. Önce konu dağılımı ve sonra gelsin bakalım ayetler, neler varmış neler yokmuş listemizde.

1-14: Ailevî ilişkilerin kutsallığı; Kadınlar ve yetimler; mîrasın ölümden sonra dağıtılması
15-25:  Zinânın ortadan kaldırılması gerektiği, evlenilmesi haram olan kadınlar
26-41: Malların batıl yollarla yenilmesi, kadın hakları, cömertlik
43-70:  Namazın abdestli kılınması, teyemmüm, Ehl-i Kitab’ın dalâlet üzere olduğu, itaat ve diğer fazîletlerin kişiyi sâdık dostlara kavuşturması
71-78:  İbâdette gevşek davrananların durumu ve mazeretleri
79-91: Doğruluk ve hiçbir şeyden korkmamak, münâfıklar konusunda dikkatli olmak
92-104: Canın kutsallığı, diyet ödemek, İslâm’a düşman olan yerlerden göç etmek, tehlike anında namaz kılarken alınacak tedbirler
105-126: İhânet ve gizlilikten uzak durmak; kararlı ve imanlı olmanın teşvîki
127-136: Kadınlara ve yetimlere karşı adâletli olmak, samîmiyet, imanın tazelenmesi
137-152: İmandan sonra küfre ve nifaka düşme korkusu taşımak
153-175: Ehl-i Kitab’ın yanlışlığa düştüğü hususlar
176: Babası ve çocuğu olmayanın mîrası

İlk ayete başlamadan önce belirtmek istediğim bir husus daha var. Bu surenin daha çok kadınlar hakkında indiğini söylediğimiz halde, önümüzde defalarca ‘’yetimler’’ tabiri geliyor. Bu da müfessirler tarafından, dul kadınların yetim adı aldığı şeklinde açıklanmış. Bunun çok kuvvetli delilleri var, şimdi delil sayfalarının linkini vererek akıl karışıklığı yapmayacağım ama bana çok mantıklı geldiği için sizinle de paylaştım. Bu yüzden karşımıza gelecek ayetlerde ‘’yetimlerin hakkı’’ kısımlarının bazılarını da böyle düşünmemiz gerektiğini ifade etmiş olayım. Haydi şimdi ilk ayetten başlayalım.

Nisa Suresinin ilk konusu ailevi ilişkiler, kadınlar, yetimler, erkekler, ölümler ve miraslar olarak belirtilmiş. Genel olarak tüm insanları kapsayan ilk konuya girişin ‘’Ey İnsanlar!’’ olarak yapılması mükemmel bir ince düşünce. Ayet şöyle başlıyor; ‘’Ey İnsanlar! Eşini yaratıp da ikisinden birçok erkek ve dişi çocuklar üreten rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının.’’ Bu ayet birazdan açıklanacak hükümlerin yolunu yapıyor. Bu ayetin üstüne, akrabalık haklarını da çocuk haklarını da kadın haklarını da birbir açıklamaya başlıyor Rabbim. İlk konumuz 15.ayette bitiyor olsa da, bir sonraki hitap 19.ayette karşımıza çıkıyor. Yani neredeyse 19.ayete kadar indirilen tüm ayetler, tüm insanların bilmesi ve itaat etmesi gereken şeyler. 19.ayetin Ey iman edenler!! Diye başlamasıyla benim aklıma şu geliyor, Allah iman etmeyenlerin de bu ilk 19 ayet konusunda dikkatli olmasını istiyor. Ne var bu ilk 19 ayette diye bi bakalım hadi.

Surenin ilk bildirgesi şöyle başlıyor; ‘’Yetimlerin mallarını verin ve temizi pis olanla değişmeyin. Onların mallarını kendi malınıza katıp yemeyin bu büyük bir vebaldir ‘’ Şimdi bunu hem yetim çocuk hem dul kadın olarak düşünelim. Yetim çocukların mal varlığı babasındandır, yalnız onların varisleri olur. Bu varisler için bu uyarı var. Sonra dul kadınlar için bakalım, 19.ayette bunun için diyor ki; Kocası ölmüş kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Kuran için şöyle bir tabir var ‘’Gününün aydınlatıcısı, geleceğin habercisidir’’ Yani ayetler indikleri dönemde belli olaylara çözüm olmuştur. Aynı zamanda gelecekte yaşanacak olayları kapsayacak şekilde de bize ulaştırılmıştır. Niye? Düşünüp, öğüt alalım diye. Konuyla alakalı olarak devam eden 2.ayet şöyle başlıyor ‘’Eğer yetimlerin haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız, size helal olan kadınlardan ikişer üçer dörder alın. ‘’ Bakıldığında gerçekten çok eşlilik konusunda hepimizi dehşete düşüren bir ayet. Ama Türk toplumunun genel olarak yaptığı bir hata olarak virgülden öncesini tamamen silmek. Bu ayeti bir önceki ayetle birlikte ele alacağız.  Yetimlerin malları derken, dul kadınlardan bahsetmiş bunu anladık. Sonra bunların mallarını korumak konusundaki tehlike konusunda uyarmış. Sonra demiş ki, eğer bu kadınların hakkını gözetemeyeceğinizden korkarsanız ikişer üçer dörder alın. Burada bahsettiği iki üç dört alınan kadın grubunu anlayabiliyor musunuz? Kocası ölmüş ve ortada kalmış kadınlar o dönemde herhangi bir işle uğraşamıyorlar ve bir varisleri olmadığı müddetçe yaşama hakkı bile bulamıyorlar. Ve kabul edilmesi zor da olsa, çok evlilik bizden asırlar önceki toplumlarda gayet yaygın bir durum. Ama kuran bunun nefsi ve şehvetli boyutunu değil gayet adalatli bir bölümünü ele alıyor. Ortada kalmış kadının malının hakkını gözetememekten korkarsan onu kendine nikahla diyor, böyle o mal adama da helal olacak. Aynı şekilde kadınların bir varisi ve yaşama hakları olacak. Bir de şöyle düşünelim, bu uygulama birçok kadının ve çocuğunun bir yuva sahibi olmasına sebep olmuş. Savaşlardan sonra dul kalanlar, ortada kalanlar, şehirlerinden çıkarıldıklarında gittikleri yerde yaşam hakkı bulamayanlar vs vs. İlk başta düşünüldüğünde ‘’ee nikahlamadan yardım etseler’’ diyorsunuz biliyorum ama en yakın örnek olarak istanbuldaki suriyelileri düşünebiliriz. Yardım götüren müslüman erkeklerimiz bu kadınlarla nikah ahdi yapıyor, bunun için bu ayete sığınıyor. Kuran iznini vermiş gibi görünüyor amenna ama virgülden öncesini okumayanlara izin vermiş. Bu kadının günümüzde yaşam hakkı var, geçim sıkıntısı olsa da var. Bu kadının herhangi bir bölünmesine haram karışacak malı yok. Peki kuranda virgülden önce bahsedilen bu hususlar ortada yokken, sen git bu kadını ikinci üçüncü dördüncü olarak al? Oldu paşam. Bir de hemen hızlıca 5.ayete geçiyorum. Burada diyor ki ‘’ Mallarını aklı ermezlere vermeyin’’  Az önce yetimlerin hakkını verin dedi, sonra da bu ikazı yaptı. Yani buradaki kasıt, aklı zayıf olan kadınların mallarını onlara vermeyin. Ayet söyle devam ediyor ‘’ onları besleyin, giydirin, ve kendilerine islama uygun güzel sözler söyleyin’’ Bu ayetin devamında, o kadınları nikaha alın diyor mu? Ih, ıh. Peki aklı evvel kadın için neden demiyor?  Sonuçta az önce ikinci olarak alınabilir dediğimiz dul kadınlar için bulunan toplum şartları bu aklı evvel kadınlar içinde var. Burada kanımca Allah erkeği de düşünüyor. Aldığı kadını omzuna yük olarak değil de, seveceği bir eş olarak alsın istiyor. Üstelik aklı evvel bir kadınla evlenmesi, sırf parası için evlenmiş olması sonucu çıkarmaz mı? Ki bence bu ikinci olarak almasından daha rezil bu durumdur. Tüm bu ayetlerin kadının rızasıyla olması gerektiği kısmı birazdan karşımıza gelecek. Yani toplumumuzun kadına hakaret olarak gördüğü ayetler aslında kadının hakkının en güzel şekilde açıklandığı ayetler, tabi anlayana! Çok evlilik meselesini ilk ayetlerden açıklandım ki daha sonra karşımıza çıkan kısımları hızlı geçelim. Zaten her ayete değil, nacizane kendi seçtiğim ayetleri açıklayarak devam edeceğim.

6 ve 7.ayette miras bölüşümünden bahsediyor. Sonra 8.ayette ‘’ Uzak akrabalar, yetimler ve miskinler hazır bekliyorsa onlara da az bir şey verin de gönüllerini alın’’ diyor. Bu bir zorunluluk değil, sadece islamın naifliği. Yani bölünen mirastan hak sahipleri var tabi ki, onları da açıklıyor açık açık. Ama bir yandan da diyor ki bekleyen diğerlerine de biraz bir şeyler verin. Bu bir nevi sadaka gibi bir şey galiba.  Sonra 11.ayette ‘’Allah kadına bir erkeğe iki pay verilmesini emrediyor’’ ayeti karşımıza çıkıyor. Kendimi bu konuyu açıklayacak yetkide görmediğim için şuradan bi Tıktık! bakmanızı öneririm. Ama genel bir görüş olarak; erkeğin sorumlulukları ve veliliğ dolayısıyla yapılıyor bu pay. Şimdilerde bölümler adliyede eşit olarak yapılıyor. Müslüman hanımlar da, kardeşlerimiz sanki bize mi bakacaklar, bize mi sahip çıkacaklar diyerek buna kılıf buluyorlar. Bu durum bana biraz nahoş geliyor. Erkek kardeşim olmadığı için çok bilmiyorum ama ben galiba Allah’ın benim için indirdiği bir payı tercih eder ve tevekkül ederim. Eminim ki bu 1 pay mal tevekkülümden ötürü, erkek kardeşime düşen 2 pay maldan daha bereketli olur. Zaten 13.ayette bu paylaşımdan sonra ‘’Bunlar allah’ın hududlarıdır, her kim bu hududları aşarsa ona rezil edici bir azap vardır’’ diyor. Allah korusun bu topluluktan olmaktan.

15.ayetle birlikte yeni bir konuya başlıyoruz, zina ve evlenilmesi haram olan kadınlar. Hemen karşımıza zinanın onaylanması için 4 şahit kuralı getiriliyor, eğer 4 şahit bulunmuşsa da ölüm gelinceye kadar ya da yeni bir hüküm gelinceye kadar evde tutun diyor. Yeni bir hükümden kasıt, ileriki zamanlarda bunlar için başka bir yol bulunacak demektir. Nitekim birkaç sure sonra Nur suresi inmiş ve 2.ayetiyle zina yapan kadının cezası açıklanmıştır. Nisa 16.ayette ise bu hüküm henüz gelmemiş olduğu için o güne ait bir uyarı var; ‘’Onlara eza edin’’ yani dövün ya da azarlayın diyor. Bu çeviriden çevireye değişen bir kelime. Sonrasında da ‘’eğer tövbe ederseler bırakın, çünkü allah tövbeleri kabul eder’’ diyor. Nasıl kocaman bir merhamete sığınıyoruz. Şimdi ise buraya kadar anlatılan herşeyin birleştiği bir ayet var, 19-20. ayette diyor ki; ‘’Kadına zorla mirasçı olmanız size helal olmadığı gibi, biraz mehir kurtaracaksınız diye açık bir fuhuş işlemeleri durumu hariç onları sıkıştırmanız helal değildir. Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, önceki eşinize mehir vermiş bulunsanız bile içinden bir şey almayın. Ne diye alacaksınız? Bir iftira ederek veya bir günah yükleyerek mi? ‘’ Burası gayet açık aslında, yeni bir eş alabilirsiniz ama önce öncekinin mehirini verin diyor. Ve herhangi bir sebeple sakın mehirin eksiltmeyin. Biliyorsunuz ki zina durumu mehiri etkiliyor, bu mehiri vermemek için zina iftirası da atmayın diyor. Gayet açık.

Surenin 22.ayetinde evlenilmemesi gereken kadınların ilki olarak babaların eşleri söylenmiş. Daha sonra 23.ayette diğer evlenilmemesi gereken kişiler sırayla yazılmış. Bu arada babaların eşleriyle evlenmek bi cahiliye adetidir. 22.ayetteki ‘’ O ne fena bir adetti!’’ cümlesi geçmişte yaşanmış bir çirkin durumu açıklamak içindir. Sonra da bu duruma düşenler için tövbe çağırısı yapılıyor.  24-25.ayetler cariye meselesinin başlangıcı sayılıyor. Bu konuda birkaç link vereceğim ;Tıktık! Ve bir de buraya Tıktık!

Ama bir şeyi de belirtmek istiyorum, cariyeler savaştan sonra ortada kalan kadınlar demektir. İslamdaki statüsünü araştırdığınızda birçok hadis çıkıyor. Bir sonraki surelerde karşıma cariyelerle ilgili ne çıkacak tam bilmiyorum ama Nur suresinde ‘’ Cariyelerinizde salih kadınları, içinizdeki bekarlarla evlendirin’’ diyor. Yani Cariye dediğimiz kadınlar, Sultan Sülüman’ın haremindeki hatunları gibi halvet eğlencesi yaptıkları kadınlar değiller. Bazen kendilerine, bazen eşlerine hizmet için yahut çocuklarına bakımı için zenginlerin evlerine aldığı savaş esiri kadınlardır. Bu arada Nisa Suresinin 24.ayeti için Muta nikahı diye bir çıkarım yapılıyor. Bu konunun bir Caferiye uydurması olduğunu biliyoruz ama diğer öğrenmek isteyenler için; Tıktık!

Burada 26.ayetle yeni bir konuya başlıyoruz ve karşımıza Allah’ın isteği ile kulun yaptıkları çıkıyor. Allah günahlarınızı affetmek istiyorken, şehvetleri peşinde koşanlar. Bu günümüz için ‘’cuk’’ bir ayet. Şehvet sadece karşı cins münasebeti olarak algılanmamalı diye düşünüyorum ben, çünkü bu ayetlerin tefsirinde şehvetin binbir şekli var. 29.ayetin ortasında kendini öldürme meselesi anlatılıyor. ‘’Kim haddi aşarak ve zulmederek kendi kendini öldürürse, onu cehennem ateşine atacağız’’ Bununla birlikte intiharın haram olduğunun ispatını da tekrarlamış olduk. Sonra yine mükemmel bir merhamet örneği ile karşılaştığımız bir ayet ‘’ Eğer siz bu büyük günahlardan uzaklaşırsanız, biz sizin küçük kabahat ve kusurlarınızı örteriz ve sizi hoş bir yola koyarız’’ Allah’ın kuluna vaadidir bu. Düşünebiliyor musunuz, diyor ki siz haram olduğu için bunu bırakın ben size ne kapılar açacağım! Subhanallah!

Gelelim herkesin merakla beklediği 34.ayete, bu ayette açık bir şekilde erkeğin kadından üstün olduğu ve erkeğin koruyucu olduğu belirtilmiş. Üstüne bir de ‘’iyi kadın itaatkardır’’ diyerek durum sabitlenmiş. Bu demek değildir ki, siz her türlü haksızlığa zulume susacaksınız, sessiz kalacaksınız, itaat edeceksiniz. Allah sizden böyle bir eziyeti kabul görmenizi beklemiyor. Ayetin devamını okuyoruz hemen ‘’İyi kadın, Allahın korumasını emrettiğini –namusunu- kocası yokluğunda koruyanlardır.’’ Yani burada bir zina şüphesi yahut namus konusundaki hassasiyetin sonucu olarak erkek kadına koruyucu olarak veriliyor. Onu ezsin kaksın dövsün ya da aşağılasın diye değil. Koruyucu olmak namus ve mal koruyucusu olmak  olarak anlatılıyor. Arkasındanda geçimsiz kadınlar, zor kadınlar, namusundan şüpheye düşeceğiniz kadınlar için yapılacak şeyler sırasıyla verilmiş; ‘’ Önce öğütte bulunun, sonra yatakları ayırın, yine dinlemezlerse dövün.’’ Bu ayete çok takılan insan görüyorum. Vay arkadaş, nasıl dövün der. Ortada bulunan durum namusundan şüpheye düşmek gibi bir durum, yahut geçinmekte sıkıntı çekmek. Ve uyarılar sırayla geliyor, öğütte bulun! Yatağını ayır! Hala mı devam ediyor döv. Burada dövmenin bir sınırı belirtilmiş mi? Hayır. Öldüresiye bir dövmek midir? Sanmıyorum. Allah isteseydi öldürün diyemez miydi? Gayet derdi. Ama şüphede kalmanın bir sınırı var, uyarı ve uzaklaşmak bu sınırı belirler. Bunlar hala devam ettiriyorsa bu şüphenin doğruluğu esas alınır ve dayak ortaya çıkar. Biz üstüne vay efendim diye bağıraşaduralım, ayetin devamı yine bizim merhametimizin çok üstünde ; ‘’ İtaat ederlerse onları incitmeye bahane aramayın!’’ Az önceki dayak kelimesi gitti, dövmek kelimesi gitti. Onları bırakın bile demiyor. Onları incitmeyin diyor. Ne durumda? Öğütü dinlerseler, uzaklaştığınızda size gelirseler o zaman artık onları incitmeyin çünkü şüphe ortadan kalktı diyor. Ben erkeğin üstünlüğü çok kolay kabul etmiş biri olarak şunu söylüyorum ki, eğer erkek olsaydım ve hanımımın zina süphesi olsaydı şu sınırlara nasıl mutabık kalırdım bilmiyorum. Hayır gaddar değilim, merhametsiz hiç değilim. Ama bu zor bir imtihan. Ve allah buna sınırlar koyuyor. Ve şüphesiz ki, Allah hepimizden çok daha merhametli ve adaletli.

Aradaki ayetleri hızlıca geçerek yeni konunun başladığı 43.ayete bakıyorum. Ey iman edenler diye başlayan bu ayetin, sarhoşken diye devam ediyor olması, şu müslümanların şarap merakından kalma dönemlerinden bahsettiğini düşündürttü bana. Bu durumda olanların namaz kılmaması açıkça söylenmiş. Mesela bu ayeti, iman edenler de sarhoş olabilir diye yorumlamak ne kadar mantıklı olabilir? Daha sonradan içkinin haramlığının ayetleri geliyor çünkü. Biz de bunu biliyoruz çünkü. E az önceki evlilik ve cariye ve zina meseleleri de böyle olmuş. Bu ayetlerden sonra yeni hükümler gelmiş. Ama islamı sömürmek isteyen insanlar bu ayetleri dillerine dolamış, milletin kanına giriyor. İzin vermek ise ciddi bir ahmaklık. Bundan sonra başlayan yahudilerle ilgili ayetleri geçiyorum ama dileyenler şu siteden 46-55 arasındaki ayetlerde bahsedilen konulara bakabilirler; Tıktık!

Aynı konunun iman ve inkar kısmına geçiyoruz, 56.ayette inkar edenlerin durumu apaçık anlatılmış, bundan önceki ayetlerde de ‘’önceden kendine kitap verilenler’’ kısmı da bu kapsama alınmış. Yani daha önce indirilmiş kitaplar hükümlerini kaybetti, son kitap kurandır ve onu inkar edenler bu azaplara tabi tutulacaktır deniliyor. ‘’Şüphesiz ayetlerimizi tanımayan kafirleri ileride ateşe sokacağız. Derileri piştikçe azap duysunlar, sonra kendilerine yeni başka deriler vereceğiz ki tekrar azap duysunlar. ‘’ Sonra yine iman edenlere müjde geliyor ‘’ İman edip güzel işler yapan müminler içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler vardır’’ Devamından gelen birkaç ayet bu konuyla ilgili devam ettiği için ben 64.ayete geçiyorum. Bu ayetin bir kısmında şöyle bir cümle var ‘’ Eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman Allahtan mağfiret dileselerdi, Peygamber de onlara bağışlanma dileseydi, elbette Allah tevbelerini kabul ederdi’’ Bu ayete dayanarak Peygamber şefaat edebilir hükmü çıkaranlar var, oysa bu ayetten bu çıkarım yapılmaz. Aslında buna sebep olan da, bazı müfessirler olmuş. Çünkü en az 6 kaynağa baktım ve üç tanesinde bu cümle ‘’Peygamber de onlara şefaat dileseydi’’ olarak çevirilmiş. Bu da beraberinde peygamber şefaat edebilir diye bir düşünce uyandırıyor. Burada olan ise Peygamberden kendi için dua etmesini istemek. Bu da zaten Kuran da izni verilen bir durum. İnsanların, insanlara dua etmesi isteniyor. Yine Kuranda birçok Peygamberin kavmi için dua etmesi, yahut bazıların imtihandan geçen aile fertleri için dua etmesi isteniyor. Bunun delilli örnekleri için buyrun; Tıktık!

Yeni konumuza bir emir ile başlıyoruz; 70.ayette ‘’ Ey iman edenler, hazırlanın da savaşa gidin!’’ Bu bizim elimizdeki meallerde çok hızlı geçilmiş ve tam anlamıyla çevirisi yapılmamış bir konu. Ya da arap kaynaklar daha çok çeviri yapmışlar mı demeliyim kestiremedim. Her neyse, 71-72-73-74. ayeti bir Medine çevirisinden okuduğum şekilde anlatacağım. Savaşa gidenler içinde bazıları önden bazıları arkadan gidiyorlarmış, bu arkadan gidenlerin de önden gidenlerin de belli görevli olurmuş. Sonra onların üzerilerine bir saldırı olduğunda ilk arkadakiler yahut öndekiler vuruldu mu, diğerleri kaçar ve ‘’ Allah bana lütfetti de onlarla değildim’’ derlermiş. 73.ayette Allah bunlara cevap veriyor; ‘’ Eğer bu bir lütuf olsaydı keşke onlarla beraber bu nimete erseydim derdiniz’’ Ve bu insanların durumunu şöyle anlatarak devam ediyor ‘’ Dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar Allah için savaşssınlar.’’ Bakın bu insanlar savaşa gidiyorlar, cihadı göze almışlar. Sonra kalplerindeki dünya sevgisi onlara başka bir düşünce sokuyor. Bunu Allah biliyor ve onlara diyor ki, ahiret hayatını dünya hayatına değişme git ve savaş. Eğer o savaşa katılmazsa, kaybedenlerden olacak. Katılıp, dünya sevgisini bastırması gerekiyor. Bu da ancak ölümle burun buruna gelmekten geçiyor.

Atlayarak sıradaki konuyla 79.ayete geçiyorum, bu konunun devamı gibi gözüken aslında gayet kapsamlı bir ayet var sırada ‘’ Eğer sana bir güzellik erişirse, bu allahtandır. Eğer başına kötülük gelirse anla ki bu senin nefsindendir.’’ Kimi çevirilere göre bu ayet Efendimize gönderilmiş, kimi çevirilere göre tüm müslümanlar için. Açıkçası benim için farketmiyor, Efendimiz de bir insandı, bende. Efendimizin de nefsi vardı, benim de. Onun da Allah’ı benim de Allah’ım aynıydı. O halde ona güzellik veren de bana güzellik veren, onun nefsinin ipini tutanda benim nefsimin ipini salan da aynı Allah. Yani bu ayeti üstüme almamam için hiçbir sebep yok. Sonra 85.ayette aynı buna benzer bir konu daha var; ‘’Her kim güzel bir işe aracılık ederse ona bir iyilik nasip olur. Her kim kötü bir işe aracılık ederse ona da bir hisse bulunur. Allah herşeyi görüp gözetiyor’’ Açıklanacak bir kısmı yok galiba, sadece bir kere daha dikkatimizi çeksin diye yazdım. O zaman hemen bir sonraki ayete geçip selam alıp vermenin önemini görmenizi istiyorum; ‘’Size bir selam verildiği zaman ondan daha güzeli ile selam verin, muhakkak allah herşeyi hesaba çekmektedir’’ Demek ki, selam almak önemli bir durum, bu konudan hesaba geçeceğiz. Yani yok ona küstüm, yok bu beni üzdü, yok o saçımı çekti, yok o sevgilimi aldı, yok bu dedikodumu yaptı diyerek yüzyüze geldiğiniz insanlardan selamı yahut selamı almayı esirgemeyin. Hesap olacaksınız unutmayın. Hadi unutuyorsunuz şöyle düşünün, dünyada bu insan yüzünden bir kere üzüldünüz, eğer nefsinizi ezmez ve bu imtihanı kaybederseniz ahirette aynı insan yüzünden bir kere daha üzüleceksiniz. Hoş mu yani? Ih, bence değil.

Sıradaki konuda birini yanlışlıkla öldürmek ve bunun karşılığında diyet ödemek var. Bu konu bizim alanımıza giren bir konuda değil, bu yüzden aşağıda vereceğim tefsir linklerinden dilerseniz okuyabilirsiniz. Genel bir cümle ile yanlışlıkla öldürenler ya bir köle azat edecek ve bağışlanana kadar ailesine diyet ödeyeceklerdir. Diyet vermeye gücü yetmeyen kimse affedilmek için iki ay arka arkaya oruç tutmalı. Ve eğer kasten öldürürse onun cezası ise ebedi cehennemdir, Allah onun için gazap hazırlamıştır. Yine bu konunun sonuna doğru olan 102.ayette savaşa yahut sefere giden insanların canlarıyla alakalı korkuları varsa nasıl namaz kılmalılar tarifleri verilmiş. Elhamdulillah namazlarımızı can korkusu olmadan kılıyoruz, bu yüzden hop geçtim diğer konuya.

Bu konunun başlangıç ayeti çok önemli. ‘’Allahın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana kitap indirdik.’’ Yani buraya kadar kadınlar için yetimler için, akrabalar için, savaştakiler için, diyet ödeyeceklerin için, aynı safta namaz kılacakların için belirli hükümler verildi. Bunları aşma! Aşarsan da Allahtan af dile, çünkü allah affeder. Yalnız bir şey dikkatimi çekti, hani hep diyorum ya Allah her azap ayetinin sonuna tövbe edin affederim diye vaadde bulunuyor. Yalnız az önceki birini bilerek öldürme konusunda böyle bi ayet yoktu. Direk iki ayette hükümü verdi ve başka bir konuya geçti. Demek ki Allah’ın bazı konularda böyle keskinlikleri var ve bunları bize belli ediyor. Dikkat etmek gerek. Sonra 114.ayete kadar hızlıca geçip bir görev sıralamasını göstermek istiyorum ‘’Fısıldalaşmalarda hayır yoktu, ancak sadaka vermek hayır işlemek ve ara düzeltmek için yapılanlar müstesna’’ Burada şu kulaktan kulağa konuşma durumunun ayrıntısı gayet açık verilmiş. Bu şartlar dışında toplum içinde kulaktan kulağa konuşamazsınız. Bakın bunu tek anneniz demiyormuş, alın bakın Allah’ın hududları arasında çıktı işte. Bu konunun sonuna doğru da Şeytan’ın Allah’a asilenmesi ve insanlar üzerine vaadi karşımıza çıkıyor, 119.ayette bizim için Allah’a diyor ki ‘’ Şüphesiz onları saptıracağım, boş kuruntularla aldatacağım.’’ Bu ayeti bir kenara koyun şimdi size samimiyetle bir şey anlatacağım. Ne zaman biraz nefsimle düşünsem, ya da ne bileyim yorgun anımda bir namaza niyet edecek olsam, ya da böyle birine karşı çok sinirli olup ona aynı şeyi hissettirmek için plan yapıyor olsam direk aklıma şunlar geliyor ‘’ Şeytan benim için Allaha karşı geldi, ben onu saptırırım dedi, bana zaman ver bak nasıl onu kendi safıma çekeceğim dedi. Şuan şeytan beni kendi tarafına çekmeye calısıyor, eğer onu dinlersem allaha karşı gelenlerin safına geçeceğim, peki ya bu olay buna değer mi? Ben bunu yapacağım bitecek, belki yıllar sonra unutulacak ama birkaç zamanlıkta olsa o safa geçmiş olmak lekesini ister miyim? Hayır ben ahirette tertemiz olmalıyım, o zaman bunun için önce tövbe etmeli sonra cok uyanık olup şeytanın beni kandırmasını engellemeliyim’’ Bunları düşündüğüm an herşeyden vazgeçiyorum. Herkes bana tekrar sevimli geliyor. Hani bazen nasıl bu kadar saf ya da salakça merhametli olduğumu soruyorsunuz ya, cevabı aslında bu.

Surenin sonuna gelirken tekrar unutulmaması ve aradaki konular yüzünden es geçilmemesi için kadınlar ve yetimler konusu karşımıza çıkıyor. 127.ayette ‘’ Kadınlar senden fetva istiyorlar, de ki fetvayı size allah veriyor’’ Bu aslında o dönemki kadınlar için indirilmiş bir ayet bunun olayı biraz uzun tefsir linkinden okuyabilirsiniz. Ama günümüzede de ciddiye alınası bir ayet. Çünkü kadınları zor durumda bırakıyormuş gibi görünen birkaç ayetin arkasından yine kadınlar Allahtan fetva istiyorlar, cevap da geliyor ‘’Allah size fetvayı veriyor zaten’’. Yani üstüne tartışmaya gerek yok diyor kısaca, vat dı problım? Bunun arkasından da 129.ayette çok eşlilik konusundaki son hüküm geliyor; ‘’ Kadınlar arasında adaletli davranmaya güç yetiremezsiniz. ‘’ Hatırlarsanız ikişer üçer dörder diye başladığı ayette virgülden önceki kısıma, adaletli davranmaktan korkarsanız diye başlamıştı. Bu şartla izin veriyorum demişti. Şimdi ise boşuna uğraşmayın gücünüz yetmez diyor. Peki o zaman bu ayet, o hükmü de ortadan kaldırmaz mı? E bence de yani.

Yazının sonuna yaklaşırken en önemli kısımı belirtmezsem ayıp olur. 142.ayette münafıklık alametlerinden bahsediyor ve malesef ki çok tanıdık ‘’ Onlar namaza üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı pek az anlatırlar (hatırlarlarlar)’’ Hafazanaallah! Hadi düşünün, günler önce bir kafede otururken namazın geçmesini öylece izlemiştiniz. Hadi ondan önceye geçin, makyajınızı silmeye üşenip de abdestiniz yok diye namazı eve kaza etmiştiniz. Çok ileri gitmeyin, daha bugün ezanı duyduğunuz halde araya işler sıkıştırarak ezanı ileri saatlere otup ona üşenmiştiniz. Peki ya gösterişleriniz? Gösterişlerimiz? Gösterişten kaçarken bile gösterişe düştüğümüz gerçeği? Ya da Allah’ı anlatmak? Ne mümkün bir ortamda Allah’ı anlatmak! Haftalardır günüm gecem her anım çok şükür kuran oldu, kiminle otursam ona kuran mealinden alıntılar ve kıssalar anlatılıyorum. Size yemin ediyorum normalde 6-7 saat oturduğumuz insanların 1 saat sonra işi çıkıyor. Yemin ederim ki, günlerdir selam vermeyenler var. Önemli mi? Asla. Beni münafıklığın bir alametinden kurtarıyor bu durum. Peki ya diğerlerinden? Özellikle gösterişten!  Allahım yardım et!

Buradan sonraki ayetler önceki kavimlerin ve sonra da müslümanların düştüğü yanlışlıkları anlatıyor. Bu kısımdaki ayetler apaçık bir şekilde yazılmış, yine dilerseniz tefsirden bakarsınız ama dediğim gibi çok anlaşılır durumdalar. Bu kısımda 173. ayette ki iman edenlerin mükafatı ayeti çok güzel buna tekrar bi bakabilirsiniz. Bir de 174.ayette Kuran’ın bir ismiyle daha karşılaşıyoruz. Tabi biz bu Kuran’ın isimleri konusunu bir önceki mealokumalarında işlediğimiz için Nur indirdik kısmını görünce onun Kuran olduğunu anladık. Ve son ayette de tekrar yetimlerin yani ya dul kadınların ya yetim kalmış çocukların mirasını ince ayrıntısıyla bir kere daha anlatıyor. Bu da bu konunun ne kadar önemli olduğunun ispatı. İlk bahsetti, sonra ortada hatırlattı, sonra sureyi onunla bitirdi. Varın siz düşünün bu miras meselesinin önemini. Ben bu ayetleri gördükten sonra dedim ki, Allahım sen beni miras bölmek zorunda falan bırakma. Hele ki yetimin malını bölmek zorunda hiç bırakma, hatta yetimlerin parasıyla beni karşı karşıya bile getirme.

Bir sure daha bitip giderken, uzun bir soluk çekip çok şükür diyorum. Çünkü bu sure en çok korktuğum surelerden biriydi. Umuyorum ki benim olduğu kadar sizin içinde verimli bir yazı olmuştur. Ve inşallah Kuran’ın kadın küçük gördüğü, erkeği hep el üstünde tuttuğu konusundaki önyargınız bir parça olsun kırılmıştır. Hem düşünsenize, hiç erkekler için direk onlar adına inmiş bir sure var mı? Ama biz öylemeyiz, ay kıızlar bizim adımıza sure bile inmiş bee hala ne konuşuyonuz yani?

Tamam şakacıklar orada kalsın ciddiler buracığa. Aşağıya da birkaç tefsir linki bırakıp uykuya gidiyorum. Allah ilmimizi arttırsın, dualarınızı üstüme doğru üfleyin, amin!

Tefsir 1 Tefsir 2

8 YORUMLAR

  1. Esselamu aleykum. Allah ecrinizi artırsın inşallah, çok hoş anlatıyosunuz, biz de istifade ediyoruz;)
    Birşey dikkatimi çekti de bi delile dayanarak mı yazdığınızı merak ettim. 4 eş mevzusuyla alakalı, ‘isteseniz de adalaeti sağlayamazsınız’ ayetinin önceki müsaade eden ayeti neshettiğini söylüyosunuz, ben yanlış anlamadıysam? Nasih-mensuh bizim hüküm verebileceğimiz bişey değil, yani en azından ben o ilme sahip değilim. Daha öncede bu ayetin neshedildiğine dair bişey okumamıştım. Bu ayetin neshine dair bir delil var mı, bilmediğim için soruyorum

    • Aleykümselam. Allah rası olsun hem okumuş hem üstüne düşünmüşsünüz cok hoşuma gidiyor bu durum ^_^ ben orada nisa suresi 3.ayetin ikinci cümlesini yazmadım, sizin de mealde dikkatinizi çekmemiş demek ki, ikişer üçer alın dedikten sonra diyor ki “eğer adalet sağlanamayacağınızdan korkarsanız o zaman bir kadın alın” ve uzun bir zaman sonra 129 ayet iniyor. Uzun diyorum çünkü bu sure cok geniş bir zaman diliminde inmiş. Biri ilk ayetler biri son ayetlerde. Allah sure sonunda bu ayeti veriyorsa daha önce kesin bildirdiği şeyi ya tekrarlamak istemiş, ya da onun üstüne yeni bir hüküm getirmiştir. Bu aslında yeni bir hüküm sayılmaz, neden sayılmaz? Çünkü zaten 3.-ayette adaletli olmayacağınızdan korkarsanız bir kadın alın demişti. Bu sadece üstünde durmak için yapılmış bir tekrardır. Ama dört eş mevzuunu sadece o ayete dayanarak yorumlayanlar ve islama saldıranlar için bir zaman sonra bu ayetin indiğini söyleyip durumu netleştirdiğini ifade etmek daha kolay oluyor. Bu yüzden ben bu şekilde yazdım, nasih-mensuh kısmı benim de haddim olan bir konu değil, güvendiğim kaynaklardan ne okuyorsam onu yazıyorum, sadece dilim döndüğünce herkese uygun bir hale getiriyorum dşgelim 🙂

  2. Selamün Aleyküm Gönül hanım yazılarınızı yeni okumaya başladım.Meal okurken hangi suredeysem onunla ilgili buradan da istifade ediyorum.Benim bu yazıda dikkatimi çeken bir ayrıntı oldu Nisa suresinin nüzul sırası 92 olmasına karşın siz 98 yazmışsınız.Emeğinize sağlık.Allah sizden razi olsun.

  3. dövme konusunun detaylarına gırecek olursak bu emirde bile islamın kadini korudugunu görüyoruz.ruhulbeyan da dövme işi yaralamak incitmek bir tarafini kirmak tahr,ş edici iz birakacak sekilde olmamalıdır diyor ismail hakki burusevi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here