Esma’ül Hüsnâ Serisi #6: Selâm

Gönül Ayyıldız

Updated on:

 

Rabbimizin Selâm ismini tek cümle ile açıklamak gerekirse “yarattıklarına esenlik veren, ayıplardan arınmış, cennettekilere selam eden” diyebiliriz. Fakat birçok kaynağı birleştirdiğimizde bu ismin, 5 genel anlamı daha olduğu bilgisi karşımıza çıkar. Bunlardan birincisi “mutluluk ve esenliğin kaynağı olan”, ikincisi “zatı her türlü kusurlardan uzak olan”, üçüncüsü “yaratışında anlamsızlık ve amaçsızlık bulunmayan”, dördüncüsü “dünyada selamet ve huzur içinde yaşatma gücü elinde olan”, beşincisi ise “ahirette ebedi saadet yurduna ulaştıracak olan”dır. Bu saydıklarımız içinden, kelime köküne en uygun maddeler “dünya ve ahirette selamet yani huzur ve ferahlık veren” anlamına gelenlerdir. Yani gerek dünya hayatında, gerek ahiret hayatında mutlu ve huzurlu olmak istiyorsak sırtımızı katiyyen Allah’a dönmeyeceğiz. Aksine Allah’ın Selâm ismini zikrederek, O’na ve O’ndan gelecek her türlü ferahlığa, güzelliğe, huzura ve mutluluğa mazhar olmaya çalışacağız.

Hepimizin ufak tefek sorunları, bu sorunlardan doğan huzursuzlukları ve mutsuzlukları oluyor. Bu noktada unutulmaması gereken şey mutlak mutluluğun tek kaynağının Rabbimiz olduğudur. O istemediği müddetçe, hiçbir olay, hiçbir insan, hiçbir eşya bizi mutlu edemez. Bize huzurumuzu geri veremez. Bu yüzden bizler, Selâm olan Rabbimizin lütfuna muhtacız. Ve O, hiçbirimizden gelecek iyiliğe muhtaç değil. Aynı zamanda bizim şükürsüzlüğümüz, nankörlüğümüz ve isyanımız ona asla zarar veremez. Yani iyi-kötü hiçbir eylemimiz onu etkilemez. Fakat O, bizim en küçük ihtiyaçlarımızı dahi gidermek için hazır ve nazır bir şekilde bekliyor. Kulunun ağzından çıkacak bir dua, bir yakarış, bir niyet yahut bazen sadece bir içten geçirme yetiyor onu gerçekleştirmeye. İşte tam bu sırada kendimize şunu sormamız gerekiyor: “Selâm olan Allah, bana şah damarımdan bile daha yakın bir şekilde en küçük ihtiyaçlarımı bile gideriyorken nasıl mutsuz, nasıl huzursuz olurum?” Bu soruyu hakkıyla cevaplayabildiğimiz zaman, yeterli olgunluğa erişmiş olacağız. Fakat o güne kadar kendimize sürekli bu dünyanın imtihan yeri olduğunu hatırlatalım. Burası böyle bir dünya arkadaşlar, burada malınızı kaybedin, sağlığınızı kaybedin, ailenizi kaybedin, evladınızı kaybedin, konforunuzu kaybedin ama Rabbinizi kaybetmeyin. Çünkü sizi mutlak huzura ancak O ulaştırabilir. Sizden aldıklarını size tekrar verebilecek olan ancak O’dur. Ebedi saadet ancak O’ndan gelir. Bu yüzden her şeyinizi kaybedin, dilerseniz kaybettiklerinize üzülün ağlayın ama sakın Rabbinizi kaybetmeyin. Çünkü asıl mutsuzluk, Selâm olan Allah’tan uzak kalmaktır. Ve ne zaman bu uzaklıktan pişman olup ona yakınlaşmak isterseniz hatırlayın: “Siz gitseniz bile, O sizden gitmedi. O size daima şah damarınızdan bile daha yakındı.”

Gelelim Selâm isminin Kur’an-ı Kerim çerçevesini incelemeye. Bu isim Kur’an-ı Kerim’de Haşr Suresi’nin 23. ayetinde karşımıza “El Melik” ve “El Kuddus” ismiyle birlikte çıkıyor. “Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, elmelikul kuddûsus selâmul” yani “Dokunulmaz ve kuşatılmaz olan Allah, mutlak mutluluğun ve selametin kaynağıdır.” Bu ayet, yukarıda Selâm ismi için yaptığımız açıklamaların ne kadar yerinde olduğunun göstergesidir. Aynı zamanda bizler birbirimize “Esselâmunaleyküm” diyerek, Allah’ın Selâm isminin içinde bulunduğu bu güzel selamlaşma şekliyle birbirimize dua etmiş oluyoruz. Esselâmun aleyküm demek kaynaklarda “Allah’ın selamı üzerinize olsun” demek olabilir, fakat biz bunu “Huzur başından aşağı dökülsün” olarak anlamalıyız. Çünkü Allah’ın selamının bir insanın üzerine olması, o insanın huzur ve mutluluk içinde olması demektir. Sadece birkaç saniye, Rabbinizin selamının sizin üzerinizde olduğunu düşündüğünüzde ne hissediyorsunuz? İşte bu soruya vereceğiniz cevapların her biri, selamlaşırken hissetmeniz gereken duygular olmalıdır. Çünkü “Esselâmunaleyküm” bir insanın bir insana edebileceği en büyük duadır. Ve bu büyük dua, aynı zamanda birbirimizle nasıl selamlaştığımıza bağlıdır.

Rivayetlere göre bir adam Efendimiz’e gelip “Esselâmunaleyküm” diyerek selam vermiş. Efendimiz selamını alarak bu kişinin on sevap kazandığını söylemiş. Sonra bir başkası daha gelmiş ve “Esselâmunaleyküm ve rahmetullah” diyerek selam vermiş. Bunun üzerine Efendimiz bu kişinin de selamını almış ve onun yirmi sevap kazandığını söylemiş. Biraz sonra yine bir başkası gelmiş ve bu kişi de “Esselâmunaleyküm ve rahmetullahi ve berakatuh” diyerek selam vermiş. Efendimiz bu kişinin de selamını almış ve onun otuz sevap kazandığını söylemiş. Yani selamlaşmak yalnızca bir başkasına dua etmek değil, aynı zamanda kendimiz için güzel bir amel defteri hazırlamaktır. Çünkü ayette “Size bir selam verildiği vakit ondan daha güzeli ile selam verin.” derken, bizlere selamın İslam için ne kadar önemli olduğu bir kere daha vurgulanmıştır. Yeri gelmişken söyleyelim, selam vermek sünnet, almak farzdır. Yani selam vererek sünnet işlemiş ve selam alarak ise namaz kılmak gibi farz olan bir ibadeti yerine getirmiş oluruz. Yine rivayetlere göre, Tufeyl b. Ubey bazı günler Abdullah b. Ömer’i ziyarete gider ve onunla çarşıya çıkarmış. Abdullah, çarşıya çıkınca satıcılara, yoksullara ve alışveriş edenlere selam verir ve sonra geri dönermiş. Bir gün yine Tufeyl, Abdullah’ın çarşı çıkmak istediğini işitince kendisine itiraz etmiş: “Çarşıda bir şey satmazsın. Bir şey almazsın. Eşyanın fiyatını sormazsın. Oturma yerlerine oturmazsın. Boşuna çarşıya niçin çıkıyoruz, gel otur burada konuşalım.” Bunun üzerine Abdullah b. Ömer gülümseyerek “Ey Tufeyl, biz çarşıya selam vermek için çıkıyoruz, bu yüzden her karşımıza çıkana selam vereceğiz.” demiş. Çünkü Abdullah b. Ömer, selamlaşmanın insanlar arasındaki sevgiyi arttıracağını Rasulullah’tan dinlemiş sahabelerden biriydi. Aynı zamanda musafaha yapmak, yani karşımızdakinin ellerini avuçlayarak selamlaşmak sadece kalbi bir sevgi hareketlenmesi değil, aynı zamanda bedensel bir hareketlenmenin de habercisidir. Birçok araştırmaya göre bu şekilde selamlaşmanın, insan vücudunu harekete geçirdiği ve yaşanan bu içsel hareketlenmenin insanı mutlu ettiği gözlenmiştir.

Ama bizler bu kelimeleri yalnızca alışkanlıktan zikretmiş insanlarız, bizler bu kelimeleri kısaltarak hiç etmiş gençleriz, bizler bu kelimelerin anlamını arka plana atmış müslümanlarız. Bizler selamlaşmanın ne anlama geldiğini unutalı belki de yıllar oldu. Bizler “Esselamunaleyküm” derken, belki de ne dediğimizi bildik ama asla hissetmedik. Bizler selam verdik ama o an belki de karşımızdakiler hakkında ne fenalıklar düşündük. Yani bizler selam verdik ama selam vermedik, yalan söyledik. Çünkü dua etmedik. Çünkü sevmedik. Çünkü bu yalnızca bir alışkanlıktı. Bizler ne zaman ki, selam verirken karşımızdakileri sevmeyi öğreniriz o zaman Selam ismini anlayabiliriz. Ne zaman ki, selamı en güzel şekilde aramızda yaymayı öğreniriz o zaman bu ismin anlamını hakkıyla idrak edebiliriz.. Ne zaman ki sünnetteki gibi, hissederek, yaşayarak, selametin mutlak kaynağını bilerek ve bu selameti karşımızdaki için samimiyetle isteyerek selam veririz, işte o zaman Selam isminin bizlere tecelli etmesini bekleyebiliriz.

O halde, Rabbim tüm güzel isimlerinin hakkı için hepimize merhamet etsin ve günahlarımıza rağmen bize bu ilmi anlamayı/anlatmayı nasip etsin.

Sadakallahulazim.

Yorum yapın