Salı, Nisan 7, 2020
O sabah, artık misafirliğimizin ya da belki de acemiliğimizin bittiği bir sabaha uyanmıştık. Yine 04.15 itibariyle lobide toplanacağımız için ben yine 03.30’da kalkıp yatağımın başındaki telefondan tüm odaları uyandırma servisliği yapıyordum. Ve artık telefonu açma hızlarından değil, telefonu açtıkları...
Bu dünyadan değilmişçesine mukaddes ve mübarek, “Bu dünyadanım!” dercesine çetin ve gerçekçi… İnsanın başını döndüren bir şehir burası. Nasıl bir büyü? Nasıl olurda her şey küçücük bir şehre sığabilir? Nasıl olur da böylesi barikatlar olur zihinlerde? Batısı ile doğusu...
O gece hissettiğim duyguların aynısını umrede de yaşamıştım. Yatarken sabah uyanamayacağımdan korkmuştum, sabah uyanınca havalimanına giderken kaza geçirmekten ya da uçağı kaçırmakta. Uçağa binince inememekten korkmuştum, inince harem-i şerif’e varamamaktan. Ne zaman ki avluya adım atmış da dünya gözüyle...
Hiç aklımızda yokken, bir anda gündemimizin tam ortasına düştü Kudüs ziyareti. Vaktimiz kısıtlı, bilgimiz az, heyecanımız çok ve dünya koşturmasıyla günlerimiz çok yoğundu. Yeterli hazırlığı yapamamaktan ve bu ziyaretin hakkını verememekten korkarak sayıyordum kalan günleri. Kimi sorsam kimden birkaç...

SOSYAL MEDYA

63,200TakipçilerTakip Et
6,900TakipçilerTakip Et

POPÜLER YAZILAR