40) Hazırcı Değil, Araştırmacı Olmak 27 Aralı 2017
Bizim toplumda az biraz bilginiz varsa şayet, hiç alakanız olmayan soruların bile muhatabı olmanız mümkün. Ben kendi durumumu en çok buna benzetiyorum. Ve böyle olmasın diye de gelen soruları genelde araştırmaya sevk ediyorum. Çünkü İslam tüm incelikleriyle bir bütündür. Tek bir soruya tek bir cevap bulsanız bile, bu yarın öbür gün başka bir soruyu tetikleyecektir. Bu yüzden bir meseleyi tek bir yerden dinlemekle asla o meseleyi tam öğrenmiş olmazsınız. Bu yüzden naçizane tavsiyem aklınıza takılan meseleleri tembellik etmekten, tüm ince ayrıntılarıyla öğrenmeye çalışın. Mesela bir şeyi merak ediyorsanız önce Kuran’a ve tefsirine bakıp, şerh eden güvenilir hocaları dinleyin. Sonra iyice içinize sindirmek için hadis ilmine dönün. Konuyla ilgili sahih hadisleri öğrenip muhaddislerin yorumlarına bakın. Sonra işin akaidi ve fıkhi yönü var. Yani bu bir iman meselesi mi, bir zorunluluk mu, bir gereklilik mi, sünnet mi, edep mi iyice araştırın. Artık bundan sonra konu aşağı yukarı kafanızda şekillenir. Üstelik bu araştırmaları yaparken ilmi olduğu kadar fikrî de gelişirsiniz. Zaten mesele tam olarak burası. Cevabı biri sizin önünüze hazır koyunca, başka yerde tökezlersiniz ama fikrî olarak gelişince öyle olmaz. Okuduğunuz şeylerden çıkarımlar, bağlantılar yapacak kıvama gelirsiniz. Ayetlerle, hadislerle örnekler verirsiniz. Konuya uydurma eklenmiş meseleleri, İslam’a atfedilmiş çirkinlikleri şık diye fark edersiniz. İşte ancak o zaman bir meseleyi öğrenmiş olursunuz ve ancak o zaman öğrendiğiniz şey içinize siner. Yoksa biri gelsin sorunuza “Bu böyledir.” desin, siz de kabul edin? Ya da içiniz içinizi yesin niye böyle ki diye? Bu sahnede sizin fikirleriniz neden ilki gibi sağlam olacakken ikincisi gibi boş ve çürük olsun? Hem de ayet apaçık “Kur’anı öğüt almak için kolaylaştırdık. Düşünüp öğüt alan yok mu?” derken. Bu yüzden bırakın sorularınızın cevaplarını tek cümlede, alelade insanlardan almaya çalışmayı. Bunun için müfessirler, muhaddisler, peygamberler, sahabeler, ashab, alimler ve ehil insanlar varken ve siz bu ilmi almakla mükellef kılınmışken öyle kolay mı? Arkadaşının özetinden özet çıkarıp sınavı geçmeye çalışan çocuklar gibi, yakışıyor mu hiç?
O halde #yenilyilkurallari’nin yeni maddesi “Hazırcı değil, araştırmacı olmak” olsun. Ve hepimize bilginin kaynağına erişmek, kalıcı ve faydalı bilginin emek ile geldiğini anlamak nasip olsun.
41) Yaşadığımız Her Anı İyi Değerlendirmek – 12 Ocak 2017
Her akşam aynı saatte, elindeki ekmek poşetini sallaya sallaya yorgunluğunun yürüyüşüne yansıdığı bir sakinlikte girerdi apartmana. Yıllar geçti ama Yakup amcanın yorgun yürüyüşü hiç geçmedi. Her gördüğümde sıcacık gülen yorgun gözleri de. Sonra bir akşam haber geldi, bir kaza sonucunda aniden ameliyata alınmıştı. Evdeki herkes apar topar hastaneye gitti ve birkaç gün kimse bir daha eve dönmedi. Çünkü beyin kanaması aralıklarla devam ediyor ve doktorlar hiç umut verici konuşmuyordu. Herkes olası her ihtimale karşı yanında olmayı tercih ediyordu. “Her ihtimal” bazen ağzımıza almaya çekindiğimiz kelimelerin üstünü ne de güzel örtüyor değil mi? Ya da biz öyle sanıyoruz. Mesela komşular olarak her ihtimale karşı, çıkıp evlerini toparladık. Hangi ihtimaller bunlar hepimiz anlıyoruz. Ama sanırım hissedebilmek için daha somut şeylere ihtiyaç duyuyoruz. Mesele benim o gün o evde gördüğüm en somut şey, bayatlamış ekmek poşetiydi. Durduğum yere oturmak suretiyle içimin sızlamaya başladığı ilk andı. Çünkü yine bir akşam yorgun argın eve dönerken aldığı ekmeğin tamamını yemek bu kez nasip olmamıştı. Bu poşetin bu şekilde dönüp dolaşıp benim elime geleceği ve tüm bunlar olurken onun yoğun bakımdaki bilmem kaçıncı günü olacağı hiç aklıma gelmezdi. Bunları düşünerek poşeti açtığımda birkaç lokma halinde bırakılmış ekmek parçası gördüm. Belki de daha sonra yerim diye düşünmüştü, Allahualem. Ama eminim onun da hiç aklına gelmemiştir böyle bir durumda kalarak o parçanın kendisine nasip olmayacağı. Zaten hangimizin geliyor ki? Hiç bitmeyecekmiş gibi düşünmeden, hoyratça yaşıyoruz hayatı. Ve hep burada, bu rahatlıkla kalacakmışız gibi de pervasız.
O halde #yeniyilkurallari’mizin yeni maddesi “Yaşadığımız her anı iyi değerlendirmek” olsun ve inşallah hepimize hesabı kolay ve kıymeti bilinmiş bir ömür geçirmek nasip olsun.
42) İbadetlerimizi de kolaylaştırmak, zorlaştırmamak – 17 Ocak 2017
27 yaşındayım ve ilk keşkem, mest giymeyi bu kadar geç keşfetmiş olmak. Bakın şaka yapmıyorum, aşırı ciddiyim. Bu ilmin içinde olduğum halde, bu kadar ilgisiz kalmamın tek açıklaması; çoğunluk gibi mesti sadece zaruri durumlarda kullanabileceğimizi düşünmüş olmam. Ama meğerse öyle değilmiş ve resmen büyük kolaylıkmış! Özellikle kışın dışarıda üşüdüğü için abdest almayan o kadar insan var ki, şok olursunuz. Her gün iş yerinde ve okulunda abdeste üşenenleri de bunlara katıp, nüfusun namaz kılmayanlarını kaba taslak hesaplamaya kalkarsak ümmet adına vahamete düşmemiz an meselesi. Oysa İslam, ibadetlerin vaktinde ve eksiksiz yapılması için büyük kolaylıklar veriyor bize. Ve mest bunlardan sadece biri.
Şimdi bildiğiniz üzere mest, abdesti kolaylaştırmak için ayağa giyilen ayakkabı türevi bir çoraptır. Tabi bunun şartları var. En önemlisi bu çorabın kesinlikle su geçirmez olması ve bağcıksız olarak ayakta durabilecek sağlamlıkta/kalınlıkta olması. Yani aslında mest sadece dedelerimizin giydiği kalın, deri ve ayakkabı gibi duran şey olmak zorunda değil. Aslında termal çoraplar ve hatta kalın dalgıç çoraplar bile Hanefi ve Şafii mezhebine göre bu ihtiyacı karşılıyor. Bunları yakınınızdaki hac umre malzemeleri satan dükkanlardan yahut internetten zevkinize göre seçebilirsiniz. Temin ettikten sonra yapacağınız ikinci şey mest kullanmanın fıkhi boyutunu ve inceliklerini öğrenmek olsun. Çünkü bence uygularken aklınızda bir soru işareti kalmaması gerek. Bunları da öğrendikten sonra abdestinizi alıyor, mestinizi ayağınıza giyiyor ve tüm gün sıcak sıcak geziyorsunuz. Ola ki abdestiniz bozuldu ve herhangi bir yerde tekrar abdest almanız gerekiyor. Hiç problem değil, çünkü siz mest kullandığınız için artık buna hiç üşenmiyorsunuz. Kullandığınız mest çorabı çıkarmadan, yalnızca abdest suyundan elinizde kalan ıslaklık ile o çorabın üst yüzeyini nemlendiriyorsunuz ve abdestiniz bitiyor. Artık tekrar abdestlisiniz. Üstelik günlük hayatınızda, abdesti ilk bozduğunuz andan itibaren 24 saat boyunca mesti çıkarmadan bu şekilde devam edebiliyorsunuz. Misafir ve yolcuysanız ise süresi artıyor. Hakikaten İslam kolaylık dini, zorlaştıran ise her zamanki gibi biziz. Oysa ki İslam’ın kendisine tanıdığı kolaylıkları ve tavizleri bilse hem dinini kurtaracak hem ibadetlerine sarılacak.
O halde #yeniyilkurallari’nin yeni maddesi “İbadetlerimizi de kolaylaştırmak, zorlaştırmamak” olsun. Çünkü modern çağın girdabında zorlaşan her şey terk edilmeye mahkum kalmış ve müslümanın ibadetten ayrılması onun felaketidir. Allah muhafaza, Allah muhafaza.
(Devamı gelecek)