Çocukluğumuzdan beri her “Cin” dediğimizde birileri bunu üç harfli olarak düzeltti. Hatta belki o düzeltenlerden biri de sizdiniz. Bilmiyorum. İnşallah öyle değilsinizdir. Çünkü farkındaysanız Kuran’da bu isimle bir sure var ve biz şuan bu sureyi okuyacağız. Yani bu düşüncelerin bir aslı olsaydı, bu sureden sonra benim cin istilasına uğramam gerekirdi. Surede göreceğimi üzere, bu cinlerin iman edenleri var, iyileri var, güzelleri var. Herşeyden önce bu Cinlerin bir sahibi var. Yani onların gelmesi sizin ağzınızdan çıkan bir kelimeyle değil, ancak Allah’ın izin vermesi ile olur. Şimdi kendimize bir soralım; “Ha insan, ha şeytan, ha melek, ha cin. Hepsinin sahibi Allah, hepsine kontrolü altında tutan Allah. Peki neden biz bunlardan birinin adını her duyduğumuzda irkilip ”Cin deme gelir” tepkisi verelim dimi? Bir de bahsederken ”üç harfli diyeceksin” uyarısı var, o da ikinci saçmalık zaten. Her neyse, öyle bir şey yok arkadaşlar. Gelecekse siz  üç harfli deseniz de gelir, beş eksi iki harfli de deseniz de gelir, tek heceli de deseniz gelir, c ile başlayan deseniz de gelir. Bu öyle çakma hassasiyetlerle gelmeyecek bir şey değil, tam tersi büyük bir vesvesedir. Bu tür vesveselerden ise ancak dua ederek kurtulunur. Ek olarak bu tip korkulara sahip olabilirsiniz, bu çok normaldir. Fakat böyle durumlarda uyarılarınızı “Bu konuları konuşmaktan hoşlanmıyorum, sürekli bahsedilmesi beni rahatsız ediyor.” şeklinde yapmanız daha uygundur. Böylelikle ortaya olmayan bir sakınca, olmayan bir günah ve gülünç bir isim çıkmamış olur. Şimdi bir besmele çekip başlayalım bakalım, neciymiş bu üç harfli tek heceliler. Ve lütfen okurken korkmayın, cin diye okuyun, inanın hiçbir şey musallat olmayacak.

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Cin sûresi Mekke’de inmiştir. Mushaftaki sıralamada yetmiş ikinci, iniş sırasına göre kırkıncı sûredir. A’râf sûresinden sonra, Yâsîn sûresinden önce nazil olmuştur. Cin kelimesi, surenin ismi olduğu gibi muhtevasıdır da. Çünkü bu surede cinlerin Kur’an dinlemeleri ve sonra kendi kavimlerine dönmeleri hadisesi açıklanmaktadır. Yani sûrenin üzerinde durduğu konu cinler ve onlarla ilgili özel durumlardır. Konularına geçmeden önce surenin iniş sebebini de buraya ekleyelim ve sonra ayetlere geçelim. Abdullah b. Abbas’tan nakledilen rivayete göre bir gün Hz. Peygamber ashabından birkaç kişiyle birlikte Ukaz panayırına doğru giderken Nahle denilen yerde ashabına sabah namazını kıldırmıştı. Onun namazda okuduğu âyetleri işiten cinler bu âyetlerin tesirini derinden hissedip hayranlık duymuşlar, bu olayı kendi topluluklarına da anlatmışlar ve Kur’an’a inandıklarını, artık rablerine hiçbir şeyi ortak koşmayacaklarını açıklamışlardır. İşte bu olay üzerine Cin sûresi inmiştir. Sure kendi içinde üç kısıma ayrılabilir:

1-15: Cinler’in Kuran’ı dinlemeleri ve tebliğleri
16-23: Rasulullah’ın cinleri davet etmesi
24-28: Gaybın yalnız Allah’a ait olduğu bilgisi

Surenin girişinde nüzul sebebi olan konudan bahsediliyor. Cinlerin Kuran kelamını duymalarına işaret eden ilk ayette şöyle buyrulmuş; ”Deki: Hakikat bir takım cinnin Kur’ân dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyedildi. Şüphesiz biz, hayret verici bir Kur’ân dinledik.” Bu ayetten anlaşılıyor ki: Allah Rasulü’ne cinler gözükmemişti ve O da onların kendisini dinlediklerini bilmiyordu. Daha sonra vahiy vasıtasıyla bu dinleme olayından haberdar olmuştur. İbn Abbas bu kıssa için “Allah Rasulü cinlerin karşısında Kur’an okumadı ve onları görmedi” demektedir. Daha sonra Cinlerin dinledikleri parlak ifadelerden etkilendiklerini ve dinler dinlemez iman edip kavimlerini de hemen imana davet etliklerini haber verir. Bunun arkasından 4.ayette şeytandan bahsediliyor ve onun için ”bizim beyinsiz iblis, Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş buyuruluypr. Buradan sonra da kendilerinin şeytan gibi olmadıklarından yani cinlerin Allah’ı yücelttiklerinden, O’nu noksan sıfatlardan tenzih ettiklerinden, sadece O’na ibadet ettikleri ve Allah’ın çocuğu olduğunu söyleyenlere akılsız dediklerinden söz edilir.

Surenin bu kısmında bir paragraf başı yapıp biraz cinlerden söz etmekte fayda var. Çağımızda bazıları cinlerin bir hakikati olmadığı yanılgısına düşmüşlerdir. Bunlara göre, bu, eski çağların vehim ve hurafelerinin bir kalıntısıdır. Onların bu görüşü ne bir araştırmaya dayanmaktadır, ne de kendilerinin böyle bir bilgi sahibi olduklarını iddia edebilirler. Böyle bir düşünce ile insan, sadece cinlerin varlığını inkar etmekle kalmaz, daha birçok kendi tecrübe ve gözlemine girmeyen gerçeği de inkar eder. Diğer şeyler bir kenara, onun için Allah’ın varlığı bile kabul edilecek bir şey olamaz. İşte Müslümanlardan bu düşüncelerin etkileri altında kalan bazıları Kur’an’ı inkar etmediler, ama cin, iblis ve şeytan hakkında değişik tevillere gittiler. Bunlardan kasıt, müstakil bir varlıkları olan gizli mahluklar değildir diyorlardı. Bazı yerlerde şeytanı, insanın behimî kuvvetleri olarak yorumlamışlardı. Ve bazen cin kelimesinden kasıt;Kur’an’ı gizlice dinleyen, vahşi, medenî olmayan ve dağlarda yaşayan insanlar olarak tevil etmekteydiler. Halbuki Kur’an’ın buyruğu hiçbir tevile yer bırakmayacak şekilde açıktır. Kur’an-ı Kerim’de sadece bir yerde değil, müteaddid yerlerde ve insanların iki ayrı cins yaratık olduklarından bahsedilmektedir. Örneğin bkz. Araf: 38; Hud: 119; Fussilet: 25-29; Ahkaf: 18; Ez-Zariat: 56; en-Nas: 6; ve Rahman Suresi, cinleri insanoğlunun bir kısmı olarak saymaya yer bırakmayacak açıklıktadır. Araf:12’de Hicr 26-27’de ve Rahman 14-15’de insanın çamurdan yaratıldığı, oysa cinlerin ateşten yaratıldıkları açık bir şekilde bildirilmektedir. Hicr Suresi 27. ayette cinlerin insandan önce yaratılmış oldukları izah edilmektedir. Bunu, Kur’an’da yedi yerde geçen Adem ve İblis kıssası da teyid etmektedir. Her yerde insan yaratılmadan önce İblisin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Kehf Suresi 50. ayette İblisin cinlerden birisi olduğu bildirilmiştir. Araf Suresi 27. ayette cinlerin insanları gördüğü, ama insanların onları görmediği söylenmektedir. Hicr 16-18; Saffat 6-10; Mülk 5’de cinlerin göklere çıkabildikleri ama belli bir sınırdan öteye gidemedikleri açıklanır. O sınırdan öteye geçemezler ve Mele-i Alâ’daki konuşmaları dinlemek isterlerse orada durdurulurlar. Gizlice dinlemeye çalışırlarsa, yıldız ateşiyle kovulurlar. Bu şekilde, müşrik Araplar’ın, cinlerin Allah’ın gaybını ve O’nun sırlarını bildiklerine dair olan yanlış düşünceleri reddedilmektedir. Aynı düşünce Sebe Suresi 14. ayette de reddedilmiştir. Bakara Suresi 30-40 ve Kehf Suresi 50. ayetlerden Allah’ın, yeryüzünün halifeliğini insana verdiği ve insanların cinlerden üstün mahluklar oldukları anlaşılıyor. Şüphesiz bazı istisnaî sayılabilecek güçler, cinlere de bağışlanmıştır. Buna Neml Suresi 7. ayette bir örnek verilmektedir. Ama bu gibi bazı güçler insanlardan çok daha güçlü olan hayvanlara da verilmiştir. Fakat bu, hayvanların insanlardan daha faziletli oldukları anlamına gelmez. Kur’an-ı Kerim’de, cinlerin de insanlar gibi irade sahibi yaratıklar oldukları bildirilmektedir. Onlara da irade verilmiştir. Onlar da itaat veya isyan etmek, inkar veya iman etmek hususunda tıpkı insanın serbest olduğu gibi serbesttirler. İblis hadisesi ve Ahkaf ve Cin Surelerinde geçen, bazı cinlerin iman etme hadiseleri bunun açık delilidir. Bu izahlardan sonra, cinlerin insanlardan ayrı, kendi başlarına bir varlıkları olan gizli mahluklar oldukları anlaşılmaktadır. Esrarlı hususiyetleri dolayısı ile bazı cahiller onların varlıkları ve güçleri hakkında çok abartmalı düşüncelere kapılmışlardır. Fakat Kuran’ın bize verdiği bilgiler bu şekildedir ve Cinler deyince de aklımıza gelmesi gereken şey tüm felaket senaryoları değil bunlardır.

Tefsirlerde anlatıldığına göre cinler öteden beri göklerde dolaşır, oradaki melek vb. varlıkların konuşmalarını dinlerler, aldıkları bilgilere kendilerinden de yorumlar katarak onlarla irtibat kuran kâhinlere anlatırlardı. Günümüzde hala hocaların bu şekilde işlem yaptıklarına inanılır ve bu şekilde olduğu yönünde ispatlar ortaya sürülür. Bu konuda yorum yapacak değilim, eğer öyle ise de bu iş çok sağlıklı bir iş değildi. Bkz: 8.ayette “Halbuki biz daha önce, göğü dinlemek için onun oturulabilecek yerlerinde otururduk” ifadesi geçmiş zaman ifadesidir. Çünkü Hz. Peygamber gönderildikten ve Kur’an indirilmeye başlandıktan sonra cinlerin gökleri dinlemesine İzin verilmediği anlaşılmaktadır. Nitekim daha sonraki ayetlerde verilen bilgilere göre cinler, gökleri araştırıp yokladıklarını, ancak göklerin güçlü bekçiler tarafından korunmuş ve alev toplarıyla donatılmış olduğunu gördüklerini ifade etmişlerdir. 9. âyetin son cümlesine göre de cinler, gök ehline kulak misafiri olup gizlice onlardan bilgi kapmaya çalışanlara gözetleme yerlerinden alev toplan atılarak gökleri dinlemelerinin engellendiğini söylemişlerdir. Sûrenin nüzul sebebini anlatan İbn Abbas da önceden cinlerin, Allah’ın meleklere evrenin yönetimiyle ilgili olarak gönderdiği vahyi dinlediklerini, ancak Hz. Peygamber’in gönderilmesiyle birlikte onların gökleri dinlemelerinin yasaklandığını bildirir. Bu rivayetlerden özetle şu çıkarımı yapabiliriz, evet daha önceleri cinler gökleri dinleyerek bilgi hırsızlığı yapıyordu. Nasıl Allahtan bilgi çalıyorlardı diye düşünmeyin, bu da onların imtihanıydı. Allah isterse İsra mucizesi gibi göklerin bin kat tepesine Cebrail’in bile ulaşamadığı yere de bilgiyi saklar, isterse binlerce sahabenin içinde oturan Peygamber’in yüreğine de. Fakat burada Allah ile melekler arasındaki diyalog saklanmak istenmemiş, özellikle cinlerin imtihan sebebi haline getirilmişti. Onlar dinliyorlardı ve bilgi hırsızlığı yapıyorlardı. Sonra Peygamber geldi, iman ettiler ve iman edenler bu hırsızlığı bıraktı. Günümüzde hala cinlerden bilgi alanlar var olabilir ama demek ki onların iletişimi iman etmemiş cinlerle. Çünkü iman edenler bu işi bıraktı. E peki, cinlerden insan olmasa bile insani özelliklere sahip varlıklar ise, yani yalan söyleyebilir, aldatıcı olabilir, uydurabilir yahut kandırabilirlerse yani, velhasıl güvenilir değillerse hocalara kesin bilgi getirdiklerini nereden biliyoruz? Velev ki bu iman etmemiş inkarcı cinler göklerden hakkımızda bir bilgi getirdi, o bilgide hoca tarafından bize aktarıldı, o zaman ayetteki ”göklerin alev topu” olma hali cinler kadar bizi de kavurmaz mı? Haydi çıkalım işin içinden çıkabilirsek.

Neyse ki ayetler yine kurtarıcı yine açıklayıcı. Bizi bu işlerin içinden yine ancak sokan Rabbim çıkarır diyerek, 14.ayete bakıyoruz; “Ve bizlerden müslümanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır. Ama yoldan çıkanlar, işte onlar cehenneme odun olmuşlardır.” Tam burada bazı işsizlerin aklına ”cinler zaten ateşten yaratılmışlar nasıl cehennemde yanacaklar” sorusu geliyormuş. Bunu duyunca hayli şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Allahın azabı nasıl sonsuz nasıl hududsuzdur düşünsenize bi, cezalandırmak isterse ateşi ateşle bile yakar dimi? Yani cinlere özel bir cehennem mi olur, yoksa onları da su ile mi söndürerek azap verir, ya da ateşler içinde ateş mi beğendirir burası Rabbimin hikmeti, beni hiç ilgilendirmiyor.

Surenin bu kısmında sonra cinlerin sözleri biter. Buradan sonra Rasulullah (s.a.v)’a, Allah’a teslim olduğunu, O’na boyun eğdiğini, samimi bir amelle sadece Allah’a kulluk ettiğini ve kendisinde güç ve kuvvet olmadığını açıklamasını emreder: ”De ki: “Ben ancak Rabbime yalvarırım ve O’na kimseyi ortak koşmam.” De ki: “Doğrusu ben, size ne zarar verme, ne de fayda sağlama gücüne sahibim.” De ki: “Gerçekten Allah’a karşı beni kimse himaye edemez, O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam.” Yani, kesinlikle ben, Allah’a ilahlıkta bir payım olduğunu ve insanların kaderini değiştirmenin benim elimde olduğunu iddia etmiyorum. Ben sadece bir elçiyim. Bana hangi görev verilmişse -ki o da Allah’ın mesajını size ulaştırmaktır- ondan fazla bir şey değilim. İlahlık kudretine gelince, o herşeyiyle Allah’ın elindedir. Değil başkasına zarar veya fayda vermek, ben kendime bile bunun için bir yetki sahibi değilim. Eğer ben Allah’a karşı itaatsizlik yapsam ondan kaçarak sığınacağım başka bir yer yok. Ve Allah’ın zatından başka sığınacak yerim yoktur.

Tüm bunları açıklayan sure sonunda gayb bilgisinin yalnız Allah’a ait olduğunu ve onun ilminin kainattaki herşeyi kuşattığını anlatan ayetlerle sona eriyor; ”O, bütün gaybı bilendir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz. Ancak dilediği elçi bunun dışındadır. Çünkü Allah, onun önünden ve ardından gözcüler salar.” Yani, Rasul’ün kendisi bizzat gaybı bilici olamaz. Fakat Allah onları risalet göreviyle seçtiği için gayb ilminin bazı hakikatlerini istediği zaman onlara verebilir. Gerek rasuller ve gerekse melekler Allah’ın kudretinin ihatası altındadırlar. Bir kıl payı kadar Allah’ın emrinden dışarı çıksalar hemen yakalanırlar. Allah’ın gönderdiği mesajlar noktası noktasına sayılmıştır. Ne meleklerde ve ne de peygamberlerde onun bir harfini bile çıkartmaya veya ilâve etmeye bir cesaret yoktur.

Ve elhamdulillah bu sureyi de böylelikle bitiriyoruz.
Sadakallahulazim.

1 YORUM

  1. “Şimdi bir besmele çekip başlayalım bakalım, neciymiş bu üç harfli tek heceliler”
    (Tebessüm etti :D)

    Allah razi olsun. Size ne kadar dua etsem az.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here