IMG_6388

Üstünden yıllar geçtiğinde unutmak istemediğim bir anım daha var artık. Aslında ben hiçbir anımı unutmak istemiyorum ama işte yaşlılık, eminim unutmuş olacağım bir sürü anı olacak. Ama sonra ben bu yazıları okuyacağım hepsi aynı ilk günkü gibi taptaze olacak. Sonra belki daha da yaşlandığımda çoluk çocuklar, torun tombalaklar falan okurlar. Onlar da olmazsa, sokaktan çocuk çevirir onlara okuturum falan artık ne yapalım. Güzel düşünmek lazım. Okutacağım yani, bunları boşuna yazmıyorum elbet. Yıllar yıllar sonra açıp açıp okuyacağım. Mutlu olmak istedikçe okuyacağım. Umudum kırıldıkça okuyacağım. Gücüm tükendikçe okuyacağım. Sarılacak insan bulamadıkça okuyacağım. Ağzı dualı bir nene olursam, okuyup gençlere anlatacağım. Yalnızlığa terkedilmiş bir yaşlı olursam da duvarlara anlatırım artık ne yapalım. Hayır farkındaysanız okumaktan ve anlatmaktan vazgeçmeye hiç niyetim yok. Rabbim ömür ve kuvvet verdiği müddetçe tabi. Hadi artık konuya girelim de, torun tombalaklar yazıya girmeden “Ay sıkıldık nene” demesinler. Demesinler ki, asıl konuyu kaçırmasınlar. Ya da mesela siz, “Ay bir türlü konuya girmedi” deyip gitmeyin falan di mi?

Uzun bir süredir erken kalkması gerekmeyen bir insan olarak saat 07.00’da kalkıp Süleymaniye’ye doğru yola çıktım. Çünkü hatim buluşmalarının ilk ve en gelenksel kuralı Seher ile kahvaltı yapmaktır. Çünkü kahvaltı boyunca endişelerim, heyecanlarım, hazırlıklarım konuşulur ve Seher beni hep rahatlatır. Zaten onun varlığı rahatlatır da, sözleri de ayrı bir rahatlatır. Kahvaltıdan yani kahvaltı dediysem de sanmayın sultan sofrası, Vezneciler metro durağının çıkışındaki büfede tost yedikten sonra kafeye geçtik. Bize ayrılan katın açılmasını bekler iken Hilal abla geldi. Hilal abla, taaa İzmir’den bizim tüm hatim etkinliklerimize katılan çok sevilesi bir abla. Tabi bir de annesi Hayriye teyze var. Yani size onu böyle tanıtıyorum ama aslında ben Hayriye teyzeye kızından daha çok aşinayım. Çünkü Hilal abla kendini tanıtmadan evvel hep Hayriye teyzeyi görürdüm. Her yorumuyla beni daha bir mutlu ederdi. Bir şey söyleyeyim mi? Buluşmada da öyle oldu. Hayriye teyze tam yanıma geldi oturdu. Her cümlemde yanı başımdaydı. Bazen eli omzumdaydı, bazen elimde. Bazen güldü, bazen benimle üzüldü. Ama aynı sosyal medyadaki gibi oldu. Nasıl her fotoğrafta yorumlarıyla beni mutlu ederdi, sohbet boyunca da varlığıyla yanıbaşımda mutlu etti. Sağ yanımda da Seher vardı, ki orada olmasaydı bile sağ yanım aylar önce dost kategorisinin en başına onu yerleştirdi zaten. Karşımda da olsa, ben onu yanımda hissederdim eminim. Hissetmişliğim de vardır yani, abartıyorum sanmayın.

12049386_731325800305541_5664038761904585078_n
Çok hızlı atladım, daha başa dönüyorum. Hilal ablalar biraz erken geldikleri için, Süleymaniye Camiine doğru gezmeye geçtiler. Biz de o sırada bize ayrılan bölüme yerleşip hazırlanalım dedik. Birkaç kişi sormuştu, neden Süleymaniye Çikolatacısı diye. Aslında ilk etapta hiçbir sebebi yoktu. Elifhanımcık buluşması olduğunda, Elif’i yalnız bırakmamak için ilk defa gittiğim evime çok uzak bir mekandı. Sonra Elif’in havasından suyundan mı, mekanın havasından suyundan mı bilmem çok sevmiştim mekanı. Sonra anladım ki, çok iyi kalpli insanlarla yolların kesişmesi içinmiş bu sevgi. Bu yüzden ilk teşekkür Elif kuzuma. İyi ki varsın bal kız. İyi ki sana yıllar önce okulu gezdirmiş de, yüreğin de yer etmişim. Valla gezdirmeseydim içimde kalırmış. Sonra mesela bu vesile ile, Duygu hanım ile tanıştık. Namı diğer Mahhenna. Bize kafeyi ayarlamamızda, oradaki koşturmalarımızda o kadar yardımcı oldu ki, Allah razı olsun. Sonra mesela kafe sahipleri, onlar da bizim için ilk kattaki dershane sınıfı gibi bir alanı ayarlamışlardı. Onlar 70 kişilik sınıf, rahat rahat oturun diye düşünmüşler ama tabi nereden bilsenler benim huysuzluklarımı. Sınıf gibi olması, beni insanlardan ayıran bir öğretmen masası olması, benim orada oturacak olma fikrim, insanların ayrı ayrı sandalyelerden aralıklarla oturacak olması fikri falan bir anda korkunç geldi bana. “Ay dedim, burası çok samimiyetsiz” Tabi içimden dedim. Dışımdan nasıl diyeydim. O kadar kapılarını açmışlar, o kadar uğramış sınıf hazırlamışlar. Önce yük olmamak adına tamam dediysek de, sonra Seher ile içimize sinmedi diye kalktık yukarı çıkmayı rica ettik. Sığmazsınız ama dediler, olsun dedik. O zaman hazırlayalım dedikleri an, baktık ki tüm sandalyeler aşağı sınıfta. Seher haydi dedi, el atalım yukarı taşıyalım. İkişer ikişer taşıdık sandalyeleri yukarıya. Biz sandalyeleri taşırken İrem geldi. Toplanma yerini arıyordu, yukarıda dedim. Benim ben olduğumu anlamadı bile. Sonra yukarı çıkınca tanıştık. Daha sonra son posta sandalyeleri cıkarırken, iki arkadaş daha geldi. Onlar da muhtemelen beni görevli falan sandılar. Çünkü yukarıda tanışırken çok şaşırdılar. Bu şaşkınlığı görmek dahi o kadar keyifliydi ki. Bu iki arkadaşın adını şuan hatırlamasam da, birinin masa çekme sırasında eli koltukların arasına sıkışmıştı da tüm sohbet boyunca aklım onda kalmıştı. “Yahu Gönül otur oturduğun yerde, insanları oradan oraya çektirmesene, bak noldu kızın eline” diye kızmıştım kendime. İki üç kere elin nasıl diye sorunca, içimi rahatlatan cevabı aldım tabi. O kadar acımadı dedi, heh dedim çok şükür. Tabi siz içinizden, ne yaptılar bunlar böyle de el kol sandalye masa falan diyorsunuz dimi. Söyleyeyim canımlar, işi ustasına bırakmadık, adamların işine karıştık, koca odaya sığmadık. Sığmayınca şekil değişikliğine gittik. Ortada koca masayı kenara, kenardaki oturakları ve koltukları da olabildiğince geniş açı ile diğer kenarlara dizdik. Sonra sığdık dedik ama gelenlerle yine sığmadık. Mesela son gelen iki arkadaşı aynı sandalyeye oturtmak zorunda kaldık. Haklarını helal etsinler. Tabi bir de Nesilah abla var. Neden bilmem, salona sığmayacağımı anladığım an “Neslihan abla bir yardım et, bir akıl ver” diye ona yöneldim. Galiba hislerim doğru insanı bilmiş. Direk dediklerini uyguladık ve rahatlıkla yerleştik. Siz içinizde elhamdulillah yerleştiler de konuya girecekler diyorsunuz ama yoo aslında oraya gayet hızlı geçeceğim. Çünkü malumunuz ben yıllar sonra okuduğumda hatırlamak isteyeceğim bir anı yazıyorum. Sohbetimizin ilk kısmında son 6 surenin tefsirini yaptık. Kafirun Suresinin nüzulünden, kafirlerden, kafir ile müminlerin pazarlık şekillerinden bahsettik. Sonra Nasr Suresinin nüzulunden, Efendimiz’e ölüm haberinin geldiğinden, ölümü beklerken ona emredilen tövbe bahsinden bahsettik. Sonra İhlas Suresinin büyüklüğünden, ondan öğrenmemiz gerekenlerden ve Kafirun ile bağlantısından bahsettik. Sonra Tebbet geldi, Leheb ve Ümmü Cemili tanıdık. Efendimiz’in namaz kılarken üstüne atılan işkembenin kokusunu, sınıfın tam orta yerinde aldık. Bu koku bir anda yüreğimize dağ gibi oturdu. Buna dair o an hatırladığım her yüzde, gözler kıpkırmızı. Özellikle sol tarafımdaki sırada oturan, siyah eşarp ve siyah pardüseli harika tatlı bir kız vardı, onun gözleri geliyor ilk aklıma. Her kızarışında, kalkıp nasıl sarılmak istediğimi hatırlıyorum ona. İsmini hatırlamasam da, bilsin ki çok sevdim ben onu ve yanındaki arkadaşını. Ve son olarak Felak ve Nas Surelerini tanıdık, büyü ve muska bahsine değindik. Bu  konuda da sağ yanımdaki renkli gözlü, mor pançolu bir hanım ile sohbet ettik. O sordu ben cevapladım. Sonra ben düşündüm o düşündü derken konu iyice bereketendi. Allah ondan da razı olsun, o da çok güzel bakanlardan biriydi. Aslında herkes öyleydi biliyor musunuz. Yemin ederim bana öyle gelmedi. Dün gelenlerden kime sorsanız, herkesin gözlerindeki o güzel bakışı görebilmiştir. Anlatırken kiminle göz göze gelsem, rahmet ile karşılaştıkça güldü, hüzün ile karşılaştıkça ağladı. Böyle söylüyorum ama orada anlatılan şeylerin benim ilmim olduğunu düşünmediğimden söylüyorum. Gururdan kibirden Allah’a sığınırım. Ortada bir güzellik hasıl olduysa, insanların yüreklerine bir parça huzur ve mutluluk aşılandıysa bu Kuranın güzelliğindendir. Bu güzelliğin sahibi Allahtır. Ben sadece bir aracıydım ve inşallah bu görevi başarabilmişimdir.

Sohbetin son kısmında Kuran’ı anlamakta neden güçlük çektiğimizden bahsettik. Cevap olarak ameli ve ahlaki eksikliklerimizden ve bunları nasıl giderebileceğimizi konuştuk. Daha sonra da geniş kapsamlı bir dua ederek, avuçlarımıza aminlerimizi kondurduk. Hiç aklımda yokken, beni 2.hatime başlamaya ikna edene gönderdik en çok duayı. Sağolsun, var olsun dedik. Bu arada hiç aklımda yokken kısmında gayet ciddiyim. Ben hep, bir hatim yapar sonra başka şeylere döneriz dedim. İnsanlar okurlar zaten yazılar orada ekli dedim. Ama beni öyle olmadığına inandırdılar. Her seferinde birlikte okumamız gerektiğine ve bu yolda yaşlanmak gerektiğine. İnşallah niyetimiz o olsun dedik, ikiye bismillah derken gelenekselleştirmeye de demiş olduk. Rabbim sebeplerden de razı olsun, eksiklerini göstermesin inşallah.

Ee tabi böyle anlatınca çok yavan oldu. Şimdi ben onu gerçek anılarla doldurayım. Mesela size bebek Zeynep’den bahsedeyim. Annesi Nuray, sabırla onu uyutmaya çalışsa da onun uyumak istemeyişinden. Sohbeti en arkada sessiz sedasız dinleyişinden. Sonra diğer Zeynep var mesela, Özlem ablayı sürekli yerine oturtturmayışıyla tanımamıza sebep oldu o da. Öyle bıcır bıcırdı ki, ne kadar uyutulmaya çalışılsa da, o da uyumadı. Çünkü neden? Çünkü Gönül ablalarını dinlediler. 1 yaşında başlattık onları sohbete, her sohbette en önde göreceğim ben onları bundan sonra talimat gönderiyorum annelerine. Sohbetin sonunda ben iki anneden de Zeynepleri toplayıp masama oturttum, biri suyu döktü, diğeri üç dört dakika sonra tekrar annesinin dizinin dibinde koşuşturmaya başladı ama olsun. Bir müddet de olsa, anneleri nefes aldırtmaya çalışma girişimimiz başarılı oldu. Bu arada çocuklar tabi ki keyiflerden uyumamazlık etmediler. Gönül ablaları öyle soluksuz konuşuyordu ki, uyumak için çok yorulmuş olmak gerekiyordu. Mesela Hilal ablanın küçük kızı, taaa Bursa’dan sabahın nuruyla yola çıkıp gelmişler. Bu yüzden sohbetin ortasında, annesinin dizlerinde sızıverdi küçük prenses. Ablası da sohbetin bir saat kadarını benim kucağımda dinledi. Şimdi adını söylemezsem kızar, kendisi Fatma Zehra. Minik cadı da diyebilirsiniz. Adını hemen öğrenmediğim için annesine “Hep seni tanıyo, beni tanımıyo” diye şikayet etmiş. Ama anlaştık onunla da, bir dahakine annesini tanımayacağım ilk onu tanıyacağım. Ki unutmam mümkün olmayacak, çünkü bana “Senin için taaa sabah karanlıkken yola çıktık” dedi. Nasıl unutayım nasıl nasıl?

Sonra mesela size Fatmanur’dan bahsedeyim. İnstagramdan aşina olduğum isimlerden biriydi o,  Osmaniye’den gelen arkadaşını da aramıza katıp gelmişti. Sağolsunlar dönüşlerden öğrendik ki, o da bizi çok sevmiş. Rabbim yolumuzu kesiştirdiği gibi, daim de etsin inşallah. Sonra traji komik bir olayımız daha oldu. Birkaç gün önce bir mesele ile ilgili mesaj atan Hilal isimli bir kardeşimiz vardı, sohbet arasında onun orada olduğunu bilmeyerek, sorduğu şeyden ve bu konudaki düşüncemden bahsettik. Yanımızdan ayrılırken beni öpmeye geldi ve kulağıma “Gönül abla o bendim” dedi. Derken sesinin titremesini farketmiştim fakat, uzun bir müddet omzumda ağlamasına sebep olacak kadar üzüldüğünü hiç anlamamıştım. Hayır, hayır üzüntüsü bu örneği herkesle paylaşmam değilmiş. İlk başta bende öyle sanıp çok üzülmüştüm. Fakat “Ben arkadaşlarımdan çok etkileniyorum, bunun için çok üzülüyorum. Çok kafama takıyorum” dediği an içimden geçen en güzel duaları ettim ona. Bu arada Hilal’in geldiğini farketmemiş olmam tamamen Seher’in suçu. Kızcağızın mesajına o cevap vermiş, haliyle ben de haliyle geldiğini giderken farkettim. Yine de Seher benim canımdır, bi ağlamaklı anımızı yaşamamıza sebep olduğu için teşekkürler ona.

Sonra İrem var mesela, ilk gelen ve hediyelerimize emek veren. İlk buluşmada herkese birer tane seçtirdiğimiz Esmaül Hüsna keselerinden İrem bir sürü yaptı fakat o bir sürü bize yetmedi. Çünkü biz daha bir sürü olmuştuk artık. Ama herkes o kadar tatlıydı ki, herkes hakkından feragat etti. En az 30 kişi açıkta kaldı, kese alamadı fakat herkes bu durumdan çok memnundu. Kime sorduysam “Yok siz arkadaşlara verin ben İrem hanımdan mail olarak alır çıkartırım” dedi. Zeynep ablam vardı bir de, ilk geldiğinde kim olduğunu anlamasam da, sonra hemen tanıttı kendini. 4.Grup sorumlusu dedi, hop sarıldım gözlerimle uzaktan ona. Bizim Arapça hatim gruplarımızdan birinin sorumlusu kendisi, haftalardır sarılmak için gün sayıyorduk. Sarılınca da mutluluktan fotoğraf çekilmeyi unuttuk. Olsun, en güzel fotoğrafları kalplerimize çektirdik biz. Ablalardan bahsetmişken, Hülya ablayı es geçemem. Çok tatlı bir hanımdı o da, sohbetin başında bir baktım ki bize uyum sağlamak adına başını örtüyor. “Arapça okuma yapmayacağım örtmek zorunda değilsin” deyip gülümsedim, kendini rahat hissetmesini istedim. Fakat hem bağlamak istedi, hem bütün sohbeti böyle geçirdi, hem de en etkili gözlerle bakanlardan biriydi. Allah ondan da razı olsun, muhabbetimizi arttırsın inşallah. Hülya ablanın yanında ilk gelenlerden biri olan bir kardeşimiz vardı, adını şuan hatırlamasam da siması o kadar tanıdıktı ki “İlk buluşmada vardın galiba dimi” diye sordum. Cevabı duyunca bozuntuya vermedim ama şuan öğreniyor galiba. Sağolsun o da, iyi ki gelmiş. Onun yanında da, kardeş sanılan güzel kuzenler vardı. Yeşil şallı olanı sohbetin sonunda “Fotoğraf koymaktan nasıl vazgeçtiniz?” diye sormuştu. Akışına bırak dedim, sıkma kendini. Cevabım o an tatmin etmedi bence ama zamanla anlayacağına eminim. Kuran ona kendini açtıkça herşey puzzle gibi yerine oturunca anlayacak. Benim bu cevabımı tatlı mı tatlı bir kardeş destekledi, ben üniversitede kapandım diye başlayan cümlesinden sonra tesettürüne baktım, kendimden utandım. Ayete upuygun şekilde omuzlarından dökülen eşarbını eminim hiç unutmayacağım. Hakkıyla yaşamak nasip olsun inşallah. Hülya ablanın diğer yanında da hüdayili kardeşler vardı. Oy benim canımlar. Kan çekiyor hesabı, tüm sohbet boyunca bakıp bakıp yüzümü güldürenlerden biriydiler. Şimdi ay diyeceksiniz herkes için aynı şeyi dedi ama ne yapayım böyle hissettirdiler. Birini diğerinden ayıramıyorsam suç mu? Çıkarken tanıştık fakat elektiriği baştan almıştım zaten. Onları da kucaklıyorum sımsıkı. Aaa tabi bir de benim Trabzonlu Birgülüm vardı. O da acayip güzel bir kızdı, vallahi gözlerine bakıp bakıp kıskandım. Ay dedim bu yeşil gözler benim olmalı. Sonra öğrendim ki gözleri maviymiş. Bunu yüzüne söyledikten sonra öğrenmem biraz garip bir anı tabi ama olsun, böylelikle bana bıraktığı yeşil anı defterinin dahi bir anısı olmuş oldu. Bir de Birgül’ün ablası ona yanları mor oyalı çok güzel bir eşarp yapmış, acayip kıskandım arkadaşlar. Yarından tez yok, iğne oyası işlemeye başlıyorum. Yemin ederim evde boş boş oturmaktansa azıcık el işine merak salmakta fayda var. Bakın insanların ablası neler yapıyor, hey gidinin dünyası.

Sonra Bayburtlu Hanife abla vardı aramızda. Dedim hanife abla Bayburtlular birbirini sevmez derler ama öyle olmayalım sakın. Olmamak için sarıldık sıkı sıkı. Sonra onun yanında bir arkadaşımız daha vardı, namaz bahsi sırasında dedi ki “Namaz kılıyoruz diye imtihan olmayacak değiliz, daha çok daha çok olacağız” Aynen öyle olacak dedim. Ama işte biz namazlarımızı “Aaa kılalım da, belalardan korunalım diye değil, Allah bizden razı olsun diye kılacağız” böylelikle belalar bize bela olmayacak dedim. En dikkatli dinleyenlerden biriydi kendisi. O bana bakarken kendimi, dünyanın en önemli konusunu anlatıyormuş gibi hissetmiştim. Sağolsun, iyi ki gelmiş. Sonra yukarıda bahsettiğim eli sıkışan kız ve arkadaşı var demiştim ya, sohbetin sonlarına doğru oturdukları koltuğa çağırdılar beni, üçümüz sıkıştık oturduk orda. Sonra baktım zayıf olanımız kaçmış. Çünkü yani tost olabilirdi bizim aramızda, iyi yapmış bence. Bir ara bu iki arkadaşın hiç sesi çıkmadı, bir de baktım ki sıcak çikolataya dalmışlar. Hulooo dedim, ben de niye sesleri çıkmıyor diyorum. Hazır kahve demişken, mekanın tatlı minnoş küçük kız garsonu hakkını bize helal etsin. Dört kat kahve çıkarıp indirmekten helal oldu yavrucağız. İnsanları bırakmak ayıp olmayacak olsaydı vallahi ona da yardım ederdim ama edemedim. Zaten öğle namazına giderken bir bıraktım herkesi, bir daha olmazdı. Aa evet bir de öğle namazı faslı vardı arada. Hep birlikte camiye gittik, kılanlar da bizi beklediler. Orada bir tatlı kızcağız benden ablaları için dua istedi, birkaç saat sonra da çok yakın bir arkadaşımın bebeğinin olacağını öğrenince sevinçten gözleri doldu. Öyle de sevimliydi yani. Bir de camiden beraber döndüğümüz bordo şallı güzel bir kız vardı. Birgül’ün yanında oturuyordu, o da sağolsun pür dikkat hiç ayırmadı gözlerini. Şimdi hep gözümün önündekilerden bahsettim ama, arka tarafta kalanlar vardı onları da biliyorum. Mesela arkada cam kenarına düşen kırmızı eşarplı arkadaşı hatırlıyorum, Nursena’yı ve arkadaşını da hatırlıyorum, mesela siyahbeyaz şallı bana sımsıkı sarılan bir arkadaş daha vardı, bir daha buluşmak için dua ettik birbirimize onu da hatırlıyorum. Sonra yeşil tunikli bir Hülya vardı, sonra onun yanında oturan iki tatlı hanım daha vardı. Onları da çok öpüyorum. Adını hatırlamadıklarımın başını çeken üç kişiden bahsedeceğim son olarak. Biri sohbetten sonra tanışma fırsatı bulduğumuz bir teyze. Elleriyle işlediği bir tülbenti ve bir havluyu avuçlarıma bıraktı giderken. Fakat ondan önce yüreğime kocaman bir mutluluk bıraktı. Sen dedi yıllardır istediğim şeyi yapmama sebep oldun. Hissetiğim şey neydi, nasıl tarif ederim bilmiyorum. Onur duydum o an. Böyle güzel yürekli bir teyzeden bu sözleri duymak müthiş bir histi. Sonra birkaç kere sarıldık kendisiyle, gideceğim dedikten sonra uzun bir müddet gidemedi oda. Ayrılmanın zor geldiği insanların başını çekiyor benim için. Allah razı olsun. En çok onun ayaklarına sağlık. Yeri hep başımın üstünde. İsmini bilmediklerimin ikincisi ise mavi paltolu hanım. Sohbet sırasında sürekli yerinden kalkarak birilerine yol vermek zorunda kalsa da hiç kızmadı bu duruma. Sonra sohbet sonuna doğru birkaç soru sordu. Konuştuk üzerine. Daha sonra “Hocam sohbetleriniz nerede oluyor” dedi. Hocam kim ablacım ya diye bir tepki verdim galiba çok hatırlamıyorum. Yok dedim yok, hoca yok. Sen bana Gönül de, sımsıkı sarıl, heh güzeli bu. Hoca deyip omzuma yük bırakmayın benim. Ben sizim, siz ben olun. Kardeş kardeş yaşayıp gidelim işte. Sorusundan sonra “Siz bizi nasıl buldunuz?” diye sorma ihtiyacı hissettim. Cevabı direk alıntılıyorum; “Ben Ankara’dan İstanbul’a gelin geldim. Burada bir boşluğa düştüm. Fakat geçen haftalarda eşimin arkadaşının nişanlısı ile kahvaltı ediyorduk, sizden bahsetti. Sen de gel dedi. Ben de geldim” Gözüm etrafını aradı, sizi davet hanım dedim? Yok o gelmedi dedi. Gerçekten insan hayret ediyor. Hayır hayır, davet edenin gelmemesine değil tabi ki, Rabbimin kime nasıl nasiplendirdiğine hayret ediyor. Nereden nereye diyor insan. Mutlu oluyor. Üçüncü kişide kızı sebebiyle aramızdan erken ayrılmak zorunda kalan gencecik bir anne. Kendisiyle ne başta ne sonda sarılma fırsatımız olmadı. Giderken çekinerek kalkıp “Durmuyor” dedi kısık bir sesle. Ah dedim kucağıma alıp susturaydım da gitmeseydi. Kalkıp sarılmak da nasip olmadı. Tutukluluk anıydı galiba, yoksa kim ne düşünür demez kalkardım. Sohbeti yarıda da keserdim. O kardeşimiz çocuğuyla kalkıp gelecek kadar değer verdiyse, ben de onu baş tacı ederdim elbette. Herkes de hak verirdi bana eminim. Aramızda bu duruma kızacak, “Sohbeti yarıda kesti” diyecek kimse yoktu. Ah işte ah, keşke kalksaydım. Düne dair tek keşkem bu yemin ederim. İnşallah sesimi duyar da, üçüncüye gelir. İnşallah gelir de ona iki kere sarılırım. Bu sefer söz kızını kucağımdan ayırmayacağım.

Gel gelelim sohbetin son kısmına. İşte tam o son kısımlarda Tuba geldi, Tuba çok eski takipçilerden ve çok tatlı bir kız. İlk hatim buluşmasında, benim söylemeye çekindiğim şeyi o sadece gözlerimden anlayarak “Ben Aslıhan ablayı gidip alayım istersen Gönül abla” deyişiyle fethetmişti kalbimi. O da geldikten sonra mutluluğum katlandı dedim. Ama meğersem katlanması için aşağıya kasaya inmem gerekiyormuş. Sahibi mi sahipleri mi demeliyim bilmiyorum, tanımıyorum derken gayet ciddiydim. Her neyse işte, yanlarına gidip teşekkür ettim. Kapılarını bize güvenerek açtıkları için en çok. Çekinerek bir ödeme yapmak istediğimi söyledim. Çünkü 3 saat dediğimiz salonu 5 saat işgal etmiştik. Bunun utancıyla salonu baya topladım ama içim asla rahat etmezdi sormasaydım. Bana verdiği cevap, uzun bir süre aklımdan gitmeyecek eminim. Gitmesin de zaten. “Eşyanın hakkı ne demektir bilir misiniz?” dedi. “Onlar orada öylece duracaklardı, siz ise onların üzerinde güzel işler yaparak onların hakkını verdiniz. Bir ödemeye gerek yok, teşekkür ederim” dedi. Teşekkür ederim mi? Gelip 5 saat işgal ettiğim için teşekkür mü? Maşallah dedim, hakikaten maşallah. Başka nerede karşılaşırım böyle incecelikle diyeyim de, her yer de karşılaşayım inşallah. Daha sonra gözlerim Duygu hanımı aradı, yukarıda kına yapıyormuş hemen koştum yanına. Bir de ona sarıldım gitmeden, çok teşekkür ettim vesile olduğu için. Bize de dua etseydiniz dedi, bir dahakine yanımbaşımda olmanızı istiyorum diyerek üçüncüye davet ettim. Olsun inşallah.
FullSizeRender
Tüm görevlerim bitti diye düşünürken kapıya yöneldim. Biri “Gönül hanımmmm” dedi. Baktım, tanımıyorum. Bakışlarımdan anladı “Ben Süleymaniye çikolatacısı instagram sayfasını yönetiyorum, sahibi abim” dedi. Heh dedim şimdi oldu. Karşımda çok güzel çarşaflı bir kızcağız vardı. Sümeyra imiş adı tanıştık, okumak istiyorum ama tefsir malum biraz dikkat gerektiriyor dedi. Ayak üstü kimleri okuduğumdan, nelerden bahsettiğimizden, nasıl çalıştığımızdan konuştuk. Ve ayak üstü bir okuyucumuz daha oldu. Hop dedim, kaçmak yok, Hemen eve gidip cep mealini al ve başla. Haftaya başlayacağız şimdiden hazırlık yap. Hiç hayır demedi, hiç yalandan evet diyor gibi de değildi. Eminim o da bizimle başlayacak. Ve üçüncü buluşmada karşımda gülen güzel gözlerden biri de o olacak.

Kafenin kapısından çıktığımda, girdiğim ilk dakikayı hatırladım. Heyecanımı düşündüm. Çıkarken geçmesi gerekiyordu oysa ama yerine bambaşka heyecanlar eklenmişti. Mesela hemen yeni hatim için harekete geçmem gerekiyordu. Çok insana söz vermiştim. Çok insan bekliyordu. Sümeyra bekliyordu en başta. Ve daha nicesi. Rabbim hepimize güç kuvvet versin ve günahlarımıza rağmen bu ilmi almayı ve anlatmayı nasip etsin. Nefsimizi ve neslimizi Kuran’ı anlamamış gibi yaşamaktan korusun inşallah.

Biliyorum bu yazıya başlarken böyle uzun olacağını bilseydiniz okumazdınız. İtiraf ediyorum ben de böyle uzun olacağını bilseydim yazmazdım. Ama bu sefer hakikaten çok kalabalıktık ve herkesden bahsetmeseeydim yıllar sonra hatırlamakta zorlanırdım. Tüm bunları hatırlamak istiyorsam suç benim mi? Ah hayır lütfen. Tüm suç yaşlı, hasta ve bunak olacak Gönül’ün. Yoksa benim şuan kafam maşallah zehir gibi. Tariflerimden ve anı biriktirciliğimden anlamışsınızdır bunu. Ama yani işte ileride ne olur muamma. O yüzden beni bağışlayın, bu kadar uzun tutuşumu da bağışlayın. Bir de ismen hatırlayamadıklarım kusuruma bakmasın. Kendine dair hiçbir anı bulamamışlar da mesaj atıp teesüf etsin. Etsin ki hemen onu da ekleyeyim de, yaşlanınca doğru hatırlayayım.

Ve son olarak önce kıymet verip buluşmaya gelen herkese, sonra da merak edip bu kadar uzun yazıyı okuyan sizlere teşekkür ederim. İyi ki varsınız. Ama affınıza sığınarak söylemek istiyorum ki, en çok iyi ki var olan başka biri var. Çünkü o, ilk ve son demeden her buluşmada yanımda olacağına inandıran. Çünkü o, aynı ilk buluşmadaki gibi dilimin düğümlendiği, sözlerimin zihnimden kaybolup gittiği, anlatmakta zorluk çektiğim her an elini elimin altına bir yerlere koyarak beni kendime getiren. Çünkü o, hem karşımdayken, hem yanımdayken, hem yakınımda, hem uzağımdayken içimdekileri hissedip dualarıyla onları yok edebilen. Çünkü o benim her günümü olduğu gibi dünümü de bugünümü de şenlendiren. Rabbim yokluğunu göstermesin Seher, varlığını bereketlendirsin.

Bu yazıyı daha fazla uzatmadan buraya bırakıp gidiyorum. Her denk geldiğimde mutlu olmak için. Her okuduğumda bugün yanımda ve kalbimde olan herkesi güzel hatırlamak için. Her hatırlayışımda şükretmek için. Her şükür de daha da heveslenmek ve daha güzel işlerde yine hep birlikte olmak için.

İyi ki varsınız.
İyi ki.

27.02.2016

14 YORUMLAR

  1. o kadar çok gelmek istemiştim ki yüreğim adeta 1 haftadır bir kelebek gibi pır pırdı etrafımdaki herkese bu buluşmadan bahsetmiştim. ama nasip olmadı bir aksilik çıktı..ve ben gelemedim 🙁 bu yazınızı okuyunca sanki o ortamdaymışım gibi hissettim ne de güzel yazmışsınız ne de güzel yüreklerimize dokunuyorsunuz tanımıyorum sizi fakat gönlümü fethediyorsunuz. bizler sizden razıyız RABBİM de sizden razı olsun inşAllah.tek duam 3.buluşmaya RABBİM in bana nasip etmesi. lütfen sizde dua edin bana nasip olsun diye..

  2. Okuyunca gelemediğim için tekrar tekrar üzüldüm ? İsmim Öznur. inşallah üçüncü buluşmada yüzyüze tanışırken hatırlarsınız benide bu vesileyle.

  3. off keşke okumasaydım bu yazıyı, gelemediğime bin kat daha fazla üzüldüm:(( inşallah 3.buluşmayı kaçırmayacağım inşallah. üçüncü okumalara başlamayı iple çekiyorum.Allah senden razı olsun.

  4. bu seferki meal okumalarını her türlü zorluğa rağmen tamamlayıp,üçüncü buluşmada olmayı okadar çok istiyorum ki Rabbim nasip eder inşallah.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here