بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Âdiyât sûresi Mekke’de inmiştir. Mushaftakİ sıralamada yüzüncü, iniş sırasına göre on dördüncü sûredir. Asr sûresinden sonra, Kevser sûresinden Önce nazil olmuştur. Sûre adını birinci âyette geçen ve “koşan atlar” anlamına gelen “âdiyât” ke­limesinden almıştır. Sûrede insanoğlunun mala düşkünlüğünden ve kıyamet gününde ortaya çıka­cak olan sıkıntılı hallerden söz edilmektedir. Ayetlerin konu dağılımını şu şekilde yapabiliriz;

1-8: İnsanın nankörlüğüne yemin
9-11: İnsanların ahiret hesapları

Sûre, gazilerin atlarının Allah katındaki şeref ve üstünlüklerini göstermek için, insanın verilen nimetlere nankörlük ettiğine ve ihsanları inkar ettiğine dair yemin ederek başlar. Yani insanların nankörlükleri ne kadar doğruysa, atların şerefli olmalırı da o kadar doğrudur. Bu konu ayetlerde şöyle açıklanıyor; ‘’Harıl harıl koşanlara, nallarını çakarak kıvılcım saçanlara, ansızın sabah baskını yapanlara, orada tozu dumana katanlara, derken orada bir topluluğun tâ ortasına girenlere yemin ederim ki in­san, Rabbine karşı pek nankördür. Şüphesiz buna ken­disi de şahittir ve o, mal sevgisine aşırı derecede düş­kündür.’’ Aslında bazı müfessirler burada bahsedilen adiyat kelimesinin at olarak değil de koşanlar olarak anlaşılması gerektiğini savunarak, bunun her türlü binek hayvana delalet edebileceğini söylüyor. Sahabe ve Tabiin’den bir grup bundan kastın  atlar olduğunu kabul etmişlerdir. Diğer bir grup ise, bundan muradın “develer” olduğunu söylemişlerdir. Fakar devamında gelen ayetelerde ayakların taşlara vurduğu zaman kıvılcım çıkması durumu sadece atlara mahsustur. Aynı zamanda, sabahleyin akın etmenin en uygun kullanımı da atlar içindir. Bu yüzden biz bu konuya atlarmış gibi bakacağız. Fakat şunu da bileceğiz ki, burada kasıt gazilerin binek olarak kullandığı her hayvanın şerefi olabilir. Söz konusu şeref ve üstünlük, cihada giden insanların altındaki hayvanlardır, bu hayvanlar genelde at oldukları içinde müfessirlerimiz bu kapsamda tefsir yapmışlardır. Burada geçen tüm yeminler “insanın nankörlük etmesi” karşısında edilmiştir. Allah, insanın Rabb’ine karşı nankör olduğuna dair delil olarak, kendilerine verilen bu kuvvetleri iyilik yerine kötülük için kullanmalarını göstermektedir. Allah’ın verdiği imkanları ve onlara bağışladığı güçleri Allah’ın en nefret ettiği şey olan yer yüzünde fesat çıkarmak için kullanmaları, aslında Allah’a karşı en büyük nankörlüktür. Bu ayet grubunda değinmek istediğim son şey, 8.ayetin mealidir; ‘’ Gerçekten o dünya malını çok sevdiği için katıdır.’’  Nankörlük bahsinden hemen sonra insanın dünya malını sevmesinden bahsetmesinde bizim için çıkarılacak dersler vardır. Çünkü cimrilik ve nankörlük insanın mal sevgisinden kaynaklanmaktadır. Mal, mülk sevgisi, Allah’a ibadet ve kulluk sevgisinden çok daha fazla olduğundan bunları toplama derdi onu Allah’a kulluktan alıkoymuştur. İnsanlar dünya peşinde koşacağım derken, dünyalık elde edeceğim derken, aman şuyum da olsun, aman buyum da olsun derken dininin temel kaynaklarıyla tanışma imkânı ve zamanı bulamıyor. Peki bu konuda ne yapılabilir? Yani bir türlü kabul etmesek de aslında dünyayı çok seviyorsak? Ya da eşyalarımız konusunda istemeden çok hassas davranıyorsak? Ve en kötüsü tüm bunlara  saçma sapan kılıflar uydurarak bunun asla mal sevgisi ya da dünya sevgisi olduğunu kabul etmiyorsak ne olacak? İşte en büyük sıkıntı bu. İnsan kendini eksik görmezse, düzeltme yoluna da gitmez. Oysa dışarda gezerken ihmal ettiğimiz namazlar da, mağazada görüp değerinin kat be kat üstü para akıttığımız kıyafetler de bizim bu yolda olduğumuzun ispatıdır. Peki bundan nasıl kurtulabiliriz? Tabi ki en doğru cevap infak. İnsana hem almadan vermeyi öğreten, hem dünya malını çok sevmeyi engelleten, hem de verdiği şey ile imanını kuvvetlendiren ibadetin adıdır infak. İnfak Allah’ın Bakara Suresindeki vaadiyle bizim küçük günahlarımızı örtecek ve dünya sevgimizi yenmemize yardımcı olacaktır. Fakat unutmayın ki, en sevdiğiniz şeyi vermedikçe bu fazilete asla erişemezsiniz. Çünkü infak, insanın en sevdiği şeyi içi acıya acıya, yüreği sızlaya sızlaya vermesidir.

Surenin son kısmına geldiğimizde mahlûkâtın, hesap ve ceza için dönüşlerinin sadece Allah’a olacağını; mal ve makamın âhirette hiçbir faydası olmayacağını, sadece iyi amelin fayda vereceğini açıklayan ayetler karşımıza çıkıyor; ‘’Kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı, kalblerde ve gönüllerde olanlar ortaya kondu­ğu vakit düşünmez mi? Acaba hali nice olur! Şüphesiz Rableri o gün onların her hâlini bilir.’’ Yani, görünen amellerini harekete geçiren kalplerindeki iradelerinin, niyetlerinin, maksatlarının, düşüncelerinin ve fikirlerinin hepsini açığa vuracak ve onlar değerlendirilerek iyilik ile kötülük ayrılacaktır. Diğer bir ifadeyle, sadece fiili ameller üzerine karar verilmeyecektir. Onların bu dünyada iken kalplerinde gizli kalan niyetleri ve iradeleri de hesaba katılarak karar verilecektir. Allah, insanların irade ve niyetlerini önceden bilse de, Kıyamet günü bu gizli şeyler açığa vurulacak ve onlar açık adaletle değerlendirilerek bunlardan hangisinin hayr, hangisinin şer olduğu gösterilecektir. Bu nedenle ayette, “göğüslerde olan devşirildiği zaman” ifadesi kullanılmıştır.

Bu sûrenin de sonuna geldik. Rabbim hepimize razı olacağı bir iman nasip etsin.

Sadakallahulazim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here