بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Zelzele sûresi Medine’de inmiştir. Mushaf’taki sıralamada doksan dokuzuncu, iniş sırasına göre doksan üçüncü sûredir. Nisa sûresinden sonra, Hadîd sûresinden önce nazil olmuştur. Sûre dep­rem” anlamına gelen “zilzâl isimini almıştır. “Zelzele” adıyla da anılmaktadır. Bazı müfessirler üslûp bakımından Mekke’ de inen sûrelere benzetirler. Zira bu sûrede, kıyamet günü olacak olan sıkıntı ve dehşet verici haller anlatılır. Bu sûre, kıyamet kopmadan önce meydana gelecek şiddetli sarsıntıyı anlatır.  Ayetlerin konu dağılımı şu şekildedir;

1-6: Kıyamet günü yaşanacak felaketler
7-8: Kıyamet günü insanların durumu

Sure ilk ayetlerinde kısa cümlelerle, ölümden sonra dirilişin nasıl olacağı ve bu olayın insan için ne kadar şaşırtıcı bir şey olacağı anlatılmıştır. ‘’ Yer o büyük zelzele ile sallandığı, toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı, ve insan “ne oluyor buna!” dediği vakit’’  Buradaki “zelzele”nin manası, arka arkaya şiddetli sarsıntıdır. “Zülziletü’l ardu”nun manası, yeryüzünün şiddetle sallanacağıdır. Çünkü yeryüzünün sallanmasının zikredilmesinden, kendiliğinden şu anlam çıkmaktadır; yeryüzünün bir kısmı değil, bütün olarak yeryüzü sallanacaktır. Bazı müfessirler bu sarsıntıdan muradın, Kıyametin birinci merhalesindeki zelzele olduğunu söylemişlerdir. Yani bütün mahluk helak olacak ve dünyanın mevcut düzeni yıkılarak alt üst olacaktır. Ama bazı müfessirlere göre bundan murad, kıyametin ikinci merhalesinin başlangıcı olan zelzeledir. Yani bütün insanları tekrar diriltecek ve onlar kalkacaklardır. Bu ikinci tefsir daha doğrudur. Çünkü sonraki bütün muhteva buna delalet etmektedir. Ha keza ayetin devamındaki ‘’toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı zaman’’ ifadesi ölmüş insanların dirilecekleri mesajını vermektedir. ölmüş olan insanlar nerede ve hangi halde olurlarsa olsunlar hepsi yer altından dışarıya atılacaklardır. Sonraki ayet, o an onların cisimlerinin tüm parçalarının yeniden biraraya getirilerek dünyadaki ilk şekilleri gibi diriltileceklerine delalet etmektedir. Çünkü eğer böyle olmayacaksa onlar, “bu yeryüzü ne oluyor?” sözünü nasıl söyleyecekler?  Ayetin son kısmından anlıyoruz ki, insanlar tekrar diriltildiğinde ilk sözleri “ne oluyor?” olacak. Sonra anlayacak ki, bu, Kıyamet günüdür. “İnsan”dan kasıt, Ahireti inkar eden insan da olabilir. Çünkü onun imkansız zannettiği şey önüne getirilecek, onu görerek hayret ve şaşkınlık içinde kalacaktır. Ehl-i iman, bu olay karşısında ne hayret içinde kalacak ne de bu onun için perişanlık sebebi olacaktır. Çünkü onlar akideleri gereği böyle bir günü beklemekteydiler.

Surenin 4 ve 5.ayetinde şöyle buyuruluyor; ‘’ O gün yer, tüm haberlerini anlatacaktır.’’ Yani insanın, hiç aldırmadan üzerinde her türlü ameli işlediği yeryüzü bile dile gelip onun yaptıklarına şehadet edecektir. Etrafında olan tüm cansız varlıklar bir araya toplanacak ve o gün Allah’ın emriyle konuşacaklardır. Böylece her insanın ne zaman, nerede, ne amel işlediği açıklanacaktır. Bir sonraki ayette şöyle buyurulmuştur: ‘’O gün yeryüzünün her köşesinden insanlar grup grup kabirlerinden çıkıp gelecekler ve onlara yaptıkları gösterilecektir. Allah’ın, her insanın yaptığını doğrudan bildiği inkar edilemez bir gerçektir. Ama ahirette mahkeme kurulduğu zaman Allah, eğer bir kimseye ceza verecekse, adaletinin bütün şartlarının gereğini yerine getirir. O’nun mahkemesinde her suçlu insan için mahkeme açıldığında, suç işlediğine dair eksiksiz ve mükemmel şehadetler gösterilerek, suç son noktasına kadar ispatlanacak ki suçunu inkar etmeye kalkışmasın. Birinci şehadet, Kiramen Katibîn meleklerinin her zaman, her yaptığı işi kaydettikleri amel defteridir. İkinci şahit, insanın bu dünyada kullandığı bedeninin organları olacaktır, her biri o gün dile gelecek ve şahitlik edecektir.
Surenin son kısmında her insanın amelinin muhakkak büyük küçük demeden karşılığını bulacağı şu ayetlerle ifade dilmiş; “Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür. Ve kim zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür”  Bu ayetten anlamamız gereken yegane ders her küçük iyiliğin bir ağırlığı ve değerinin var olduğudur. Aynı şey kötülük için de geçerlidir. Onlar hesaplanacaklardır, onun için onlardan gafil olmamalı, küçük iyiliği terketmemelidir. Bunlar toplandığında daha büyük bir iyilik olurlar. Küçük kötülükleri de irtikap etmemelidir. Çünkü küçük kötülükler de birikebilir. Burada hepimizin aklına takılan bir soruya cevap arayabiliriz. Herkese iyiliğinin karşılığı verilecekse, kafirlerin yani inkar eden toplulukların iyilikleri ne olacaktır? Yani görüyoruz ki bazı insanlar müslüman değiller fakat insani duyguları, ahlaki duruşları, karakteristik özellikleri takdire şayan. Bunları bu iyilikleri mükafatlanmalarına sebep olacak mı? Bu konuda ayetler malesef çok net bir şekilde cevap veriyor. Onların amelleri, onların akıbetlerini değiştirmez diyor. Fakat şöyle bir dipnot verilebilir, onlar zalim kafirlere nazaran azabı daha az hissedecekler. Yani cehennemden çıkmaları söz konusu değil fakat cehennem azabı onları zalimler kadar mahvetmeyecek. Böylelikle bu ayet yine vukuu bulmuş olacak. Onların iyilikleri azaplarının hafiflemesine sebep olmuş olacak ve zerrece iyilikleri değerlenmiş olacak. Bu ayetlerle ilgili çok harika hadisler okudum, onları da buraya bırakıp gideyim; “Rasulullah buyurdu ki; cehennem ateşinden sakının. Hurmanın bir parçasıyla bile olsa, güzel bir sözle bile olsa.” Yine Adiyy b. Hatem’den sahih bir rivayette Rasulullah şöyle demiştir: “Hiçbir iyiliği hakir görmeyin, bir kimseye bir kap su bile verseniz, veya bir kardeşinizi güler yüzle bile karşılasanız.”  Yani müminler daima Allah’tan korkarak titiz davranmalılar.  Onlar hiçbir hareketin karşılıksız kalmayacağını unutmamalılar.

Rabbim unutturmasın deyip vedalaşalım.
Sadakallahulazim.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here