بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Kâria sûresi Mekke’de inmiştir. Mushaftaki sıralamada yüz birinci, iniş sırasına göre otuzuncu sûredir. Ku-reyş sûresinden sonra, Kıyâme sûresinden önce nazil olmuştur. Sûre, ilk âyeti oluşturan ve “kapı çalan” anlamına gelen “Karia” kelimesiyle isimlendirilmiştir. Sûrede bazı kıyamet tasvirlerine yer verilmekte, âhiret sorumluluğu bilinci aşılayan uyanlarda bulunulmaktadır. Ayetlerin konu dağılımı şu şekilde yapılabilir;

1-9: Kıyametin tarifi
10-11: Cehennem ateşinin tarifi

Sûre, “el-Kâria” diyerek, yalın bir kelime ile başlıyor. Bomba gibi bir tek kelime… Manası: “Felaket kapısını çalacak olan” Maksat, ifadesi ve tonuyla bu korkunç ve devirici manayı vermek, böylece tüm dikkatleri kendine çekmek. Ardından gelen soru dehşeti daha da arttırıyor: “Nedir o felâket kapısını çalacak olan? ”  Bu soru ile dinleyenlerin merak ve korkusu büsbütün artıyor. Verilecek cevabı sabırsızlıkla fakat endişeyle bekliyorlar. Nihayet verilen cevap, meseleyi yine bilinmezliğe sürüklemekte: “Felâket kapısını çalacak olanın ne olduğunu bilir misin?” Hadise o kadar büyük ki, akıllar onu idrâk etmekten âciz, düşünceler onu tahayyül edemeyecek kadar zayıftır. Bundan sonra gelen âyet, bu muazzam olayın mahiyetini anlatmak yerine, onun nasıl olacağını izah ediyor, Çünkü mahiyeti, idrak ve tasavvurun çok üstünde bir şey: “O gün insanlar, çırpınıp yayılan pervaneler gibi olacak. Dağlar da atılmış renkli yünler gibi olacak” Buraya kadar olan bölümde, kıyametin ilk merhalesi, yani dünya nizamının altüst olacağı, olayın dehşeti karşısında insanların, ışık karşısındaki kelebeklerin her tarafa dağılışı gibi sağa sola koşuşacakları, dağların hallaç pamuğu gibi atılacağı zikrediliyor.

Bundan sonraki bölümde, kıyametin ikinci safhasından, amellerine göre insanların âhiretteki akıbetinden söz edilmektedir. İnsan tekrar Allah’ın huzuruna çıkacaktır ve onların amelleri tartılacaktır;  “Artık kimin tartıları ağır gelirse, o, hoşnut olacağı bir hayat içersindedir . Kimin tartıları hafif gelirse, onun varacağı yer, hâviye’dir.’’ Bu konuya Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde değinilmiştir. Bunları göz önüne alırsak konu daha iyi anlaşılır. Mesela A’raf suresinde şöyle denmiştir: “O gün tartı tam doğrudur. Kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtulanlardır. Kimin tartıları hafif gelirse, işten onlar da ayetlerimize haksızlık etmelerinden ötürü kendilerini ziyana sokanlardır.” (A’raf 8-9) Kehf suresinde ise şöyle buyurulmuştur: “Dünya hayatında bütün çabaları boşa gitmiş olan ve kendileri de iyi iş yaptıklarını sanan kimseler, işte onlar Rabb’lerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa çıkan kimselerdir. Kıyamet günü onlar için bir terazi kurmayız.” (Kehf, 104-105) Enbiya suresinde de şöyle buyurulmuştur: “Kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez. Bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa onu getiririz. Hesab gören olarak biz yeteriz.” (Enbiya, 47) Bu ayetlerden anlaşılıyor ki, küfür hali ve bunun yanısıra hakkı inkâr, kötülük kefesini ağır bastıracak kadar büyük bir kötülüktür. Kafirlerin hiçbir iyiliği kötülük kefesini kaldıramayacaktır. Fakat mü’minin terazi kefesinde öncelikle imanın ağırlığı olacak, bunun yanısıra dünyada yaptığı iyilikler de ağırlık yapacaktır. Diğer taraftan, yaptığı kötülükler öbür kefeye konarak iyilik yönünün mü, kötülük yönünün mü ağır bastığı görülecektir.

Surenin son ayetlerin terazisi hafif olanların gireceği haviye çukurundan şu şekilde bahsediliyor; ‘’O Haviye’nin ne olduğunu sen nereden bileceksin? O, kızgın bir ateştir.’’ ‘Hâviye”; yüksek yerden aşağı düşmektir. Derin çukur veya uçurum manasına da gelir. Âyette geçen “ümmühü hâviye=anası hâviyedir ” sözü iki şekilde anlaşılabilir. Biri, tartısı hafif gelenlerin cehenneme tepe taklak atılacakları manasına gelir. İkincisi; nasıl anne çocuk için bir sığınaksa, aynı şekilde “hâviye”, tartıları hafif gelenler için anne kucağı gibi bir sığınaktır. Ne korkunç bir sığınak… “Hâviye” kapalı bir ifade olduğu için devamından gelen ayetlerden onu daha iyi anlıyoruz. Bu ayetler onun aynı zamanda kızgın bir ateş olduğunu söylüyor. Demek ki “hâviye” yalnızca bir çukur değil, aynı zamanda kor ateş ile dolu bir çukurdur. İşte, o tartısı hafif gelenlerin anası, varıp sığınacakları bir ana kucağıdır. Sûre, bu acı gerçekleri, zihinlere canlı bir tablo gibi naksederek son bulmaktadır.

Rabbim ders çıkarmayı nasip etsin.
Sadakallahulazim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here