بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Asr sûresi Mekke’de inmiştir. Mushaftaki sıralamada yüz üçüncü, iniş sırasına göre on üçüncü sûredir. İn­şirah sûresinden sonra, Âdiyât sûresinden önce nazil olmuştur. Sûre adını birinci âyette geçen ve “zaman, çağ, ikindi vakti” gibi anlamlara gelen “asr” kelimesinden almıştır. Mücahid, Katade, Mukatil bu surenin Medenî olduğunu söylemişlerdir. Ancak müfessirlerin çoğu bu sureyi Mekkî kabul etmişlerdir. Ayrıca surenin muhtevası da, Mekke döneminin başlangıcında nazil olduğunu teyid etmektedir. O dönemde İslâmî talimatlar kısa ve çok etkili cümlelerle beyan edilmekteydi. Onu duyan, bir defa duyduktan sonra unutmak istese de unutamıyordu. Sureler kafirlerin dillerine destan oluyorlardı. Ayrıca dillere destan olan bu sûrede insanı ebedî hüsrandan kurtaracak yollar bildirilmektedir. Geneli bozmadan ayetleri konulara da dağıtalım;

1-3: İman edenlerin farkı ve kurtuluşları

Bu sure, kapsamlı ve kısa sözün benzersiz bir örneğidir. Surenin içinde öyle ifadeler vardır ki mâna itibariyle dünyayı bile kapsar ve bunu yazmak için koca bir kitap gerekir. Surede açıkça ve kesin bir üslûb ile, insanın kurtuluş yolunun hangisi ve onun için felaket ve hüsran olacak yolun da hangisi olduğu bildirilmiştir. İmam Şafii’nin şu sözü ne kadar doğrudur: “Eğer insan bu sure üzerinde derinlemesine düşünürse, yalnız bu sure onun hidayeti için yeterlidir.” Sahabe-i Kiram nezdinde bu surenin önemi, şu rivayetten çıkarılabilir. Abdullah b. Hısn ed-Derimî Ebu Kaldina’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah ashabından iki kişi birbirleriyle görüştüğü zaman, bu sureyi okumadan ayrılmazlardı.

Surenin girişinde Asr’a yemin ederek insanların ziyanda olduğunu bildirmektedir. ‘’ Asra yemin olsun ki, insan ziyandadır.’’ İnsan, ömrünün her anında ya sevap veya bir günah işlemektedir. Eğer günah işliyorsa bu açık bir ziyandır. Eğer sevap işliyorsa, belki kaçırdığı sevap daha büyük olabileceğinden bu da bir çeşit ziyândır. Sonra insanın mutluluğu ahireti aramasında ve ahireti sevip dünyaya fazla rağbet etmemesindedir. Halbuki ahiret sevgisine götürecek sebepler gizli, dünya sevgisine götürecek sebepler açık olduğu için, insanların çoğu dünya zevkine dalmış, böylece de ahireti kaybetmişlerdir.  Buradaki yemin hakkında bundan önce pek çok yerde açıkladığımız gibi, Allah, mahlukattan bir şeye yemin ettiğinde o şeyin büyüklüğü, kemali ve garabeti dolayısıyla değil, söz konusu meseleyi ispatlamak için yemin edilen şeyin delil olarak ileri sürüldüğünü anlamalıyız. Burada da zaman üzerine yemin edilmesinin anlamı, zamanın insanının, büyük hüsran içinde olduğuna ve ondan ancak dört özellik sahibinin kurtulacağı gerçeğine şahit olmasıdır.Bu dört özelliği bir sonraki ayette görüyoruz; ‘’ Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır’’ Yani insanı hüsrandan kurtaracak dört özellik; 1- İman, 2- Salih amel, 3- Birbirine hakkı tavsiye etmek, 4- Birbirine sabrı telkin etmek. Şimdi bunların her birini tek tek ele alarak iyice açıklamaya çalışalım.

Birinci kurtarıcı madde imandır dedik. Bu kelime Kur’an’ın bazı yerlerinde, sadece lisan ile ikrar etmeye dayalı iman için kullanılmıştır. Fakat asıl manası samimi bir kalb ile inanmak ve yakîne ulaşmaktır. Burada iman etmek ile kastedilen nedir? Birincisi Allah’a iman etmektir. Ancak sadece varlığına değil, aynı zamanda tek İlah olduğuna, şeriki olmadığına, insanların ibadet ve itaat edeceği yegane zat olduğuna, insanların kısmetini düzenleyip bozanın ancak Allah (c.c.) olduğuna, dua ve tevekkül edilecek varlığın ancak O olduğuna, ancak O’nun emirlerine uyulup ve ancak O’nun yasaklarından kaçınılacağına, O’nun farzlarının yerine getirilip O’nun menettiklerinden uzak durulacağına, her şeyi duyan ve görenin ancak O olduğuna, insanın sadece fiillerini değil, fiillerini harekete geçiren gizli niyetlerini de bildiğine inanmaktır. İkincisi Rasulullah’a inanmaktır. O’nun Allah (c.c.) tarafından tayin edilmiş yol gösterici olduğuna, getirdiği talimatın Allah (c.c.) tarafından ve hakk olduğuna, O’na itaat etmenin zorunlu olduğuna inanmaktır. Risalete iman etmek aynı zamanda meleklere, semavî kitaplara, peygamberlere ve Kur’an’a inanmaya da şamildir. Çünkü bunlar Allah (c.c.) Rasulü’nün getirdiği talimatların bir parçasıdırlar. Üçüncüsü ahirete inanmaktır. İnsanın bu dünya hayatı ilk ve son değildir. İnsan ölümden sonra tekrar diriltilecektir. Bu dünyada işlediği amellerin hesabını Allah’a verecek ve bunun sonunda salih olanlar mükafaatlandırılacak, kötü olanlar cezaya çarptırılacaklardır. Bu şekildeki iman, üzerine temiz hayattan bir bina inşa edilebilecek ahlâk, yaşayış ve karakter için sağlam bir temel teşkil eder. Yoksa, insanın hayatı ne kadar parlak gözükse de eğer imanı yoksa onun durumu dalgaların amansız olarak sağa sola sürüklediği ve hiçbir yerde karar kılamayan çabasız bir gemiye benzer.

İkinci kurtarıcı madde salih ameldir. “Salih” kelimesinin anlamı bütün iyiliği kapsar. Küçük ve büyük iyilik de buna dahildir. Ama Kur’an’a göre iman kökü olmayan hiçbir amel salih amel sayılmaz. Herhangi bir amel Allah (c.c.) ve Rasulü’nün bildirdiği hidayete uygun işlense de iman olmaksızın salih amel sayılmaz. Onun için Kur’an-ı Kerim’de nerede salih amelden sözedilmişse orada iman da zikredilmiş ve salih amel imandan sonra anılmıştır. Demek ki iyi bir tavrın, salih amel olarak görülmesi için kişinin iman etmiş olması gerekmektedir.

Hüsrandan kurtulmak verilen maddelerden son ikisi  hakkı telkin ve sabrı tavsiye etmektir. Bunun anlamı, birincisi, iman edenler ve salih amel işleyenler bunu ferdî olarak yapmakla kalmamalı, aynı zamanda mü’min ve salih bir toplum meydana getirmelidirler. İkincisi, bu toplumu bozulmaktan koruyabilmek için her fert kendi sorumluluğunu idrak etmelidir. Onun için toplumunun bütün üyelerine, birbirlerine hakkı ve sabrı telkin etmeleri farzdır. Hak kelimeyi tavsiye etmenin bir anlamı da, inkar eden toplumların batılı yaymasına seyirci kalmamak demektir. Bu gibi toplumlarda ne zaman ve nerede batıl baş kaldırsa, hak kelimesini söyleyenler seslerini yükseltmelidirler. Toplumda her fert sadece kendisi hakkı, doğruluğu ve adaleti yerine getirmekle kalmamalı, aynı zamanda bunu başkalarına da tavsiye etmelidir. Hak kelimesini tavsiye etmesinden sonra toplum üyelerinin birbirine sabrı telkin etmesi de şart koşulmuştur. Yani hakkın ve onu himaye etmenin uğrunda karşılaştıkları bütün zorluk, musibet, meşakkat, zarar ve mahrumiyetler karşısında birbirlerine, sebat göstermeyi telkin etmelidirler. Her fert, bu şartlara karşı sebat göstermesi için diğerine cesaret vermelidir.

Daha öncede defalarca söyledik ki, islamda sabır çok önemlidir. Allah düşmanlarıyla, İslâm düşmanlarıyla mücâdele konusunda sabır, itaate devamda sabır, namaz, abdest, infak, ilim, cemaate devam, emr-i bi’l marufa devamda sabır, haramlardan kaçınmaya sabır… Hikmetini bilmediğimiz belâ ve musîbetlere, olaylara sabır… Çünkü yaşadığımız hayatta insanın başına bir şeyler gelebilir. Bunlara belâ diyoruz. Belâ, imtihan vesilesi olan şeydir. İşte böyle durumlarda sabreden, döneklik yapmayan, yılmadan yoluna devam eden ve sürekli çevresindeki Müslüman kardeşlerine de sabrı tavsiye eden, “dünya bu, olacak bunlar kardeşim, dayan kardeşim, bugünler geçer kardeşim, Allah’ın yardımı yakındır, Allah’ın rızası ve cenneti sizi bekliyor kardeşim” diyerek Allah kullarına dayanmayı, direnmeyi tavsiye edenler kurtuldu, diyor Rabbimiz. Öyleyse, Rabbimizin uyardığı hüsrandan kurtulmak istiyorsak, hayatın tümünü özetleyen bu dört hususa çok dikkat edeceğiz. Zamanın imtihan için verilmiş bir sermaye olduğunu bir an bile hatırımızdan çıkarmayacağız. Eğer böyle bir hayat yaşarsak, Allah müjdesiyle mutlaka kurtulanlardan olacağız. Değilse ebediyen kaybedenlerden olmaktan kurtulamayacağız. Allah muhafaza!

Sadakallahulazim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here