بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Hümeze sûresi Mekke’de inmiştir. Mushaftaki sıralamasına göre yüzdördüncü, nüzul sırasına göre otuz ikinci suredir. Sûre adını 1. âyette geçen ve “arkadan çekiştirme” anlamına gelen hümeze kelimesinden almıştır. Bu surede, cahiliye döneminde toplumun zenginlerinde bulunan bazı ahlâki düşüklükler kötülenmiştir. Her Arab bu kötülüklerin cemiyette gerçekten varolduğunu, herkesin bunları çirkin karşıladığını ve iyi bir gözle bakmadığını biliyordu. Bu çirkin davranışlar zikredilerek böyle ahlâk sahiplerinin sonunun ne olacağı bildirilmiştir. Ayetlerin konu dağılımı şu şekilde yapılabilir;

1- İnsanlarla alay etmek
2-4: Mal biriktirme sevgisi
5-9: Hutame’nin tarifi

Bu sure, Zilzal suresinden buraya kadar nazil olan sureler içinde değerlendirilirse, Mekke döneminin başlangıcında İslamî akidelerin ve ahlâkî talimatların hangi üslub ile insanların zihinlerine yerleştirildiği kendiliğinden anlaşılabilir. Zilzal suresinde, ahirette insanın amel defterinin önüne serileceği, dünyada yaptığı zerre kadar iyilik ve kötülüğü göreceği bildirilmiştir. Adiyat suresinde, o dönemde Arabistan’ın her tarafında yaygın olan kan dökmek, haydutluk, yol kesmek ve anarşiye işaret edilerek insanların, Allah’ın verdiği güçlere ve nimetlere karşı nankörlük yapmakta oldukları belirtilmiştir. Ayrıca herşeyin burada bitmeyeceğine, Allah’ın sadece amelleri değil niyetleri de bildiği ve bütün hayatta ona göre muamele edeceğine de değinilmiştir. Karia suresinde, Kıyamet manzarası ortaya konduktan sonra insanlar, ahiretteki iyi ya da kötü sonlarının, iyilik veya kötülük yanlarının ağır basmasına dayanacağı ile uyarılmışlardır. Tekâsur suresinde, maddeye tapan zihniyet eleştirilmiş, insanın ölümün son nefesine kadar dünyevî fayda, lezzet, iktidar elde etmek için uğraşıp durduğu, birbirleriyle yarıştığı ve gaflet içinde olduğu belirtilerek buna karşı uyarılmış ve bu dünyanın, ne isterse yapacağı anlamsız bir yer olmadığı, kendisine soru sorulmayacağını düşünmesinin yanlış olduğu açıklanmıştır. Yararlandığı nimetleri nasıl elde ettiği, hangi yolla kazandığı ve nasıl sarfettiğinin hesabını Rabbi’ne vereceği uyarısı tekrarlanmıştır. Asr suresinde açıkça, insanoğlunun fert, millet veya dünyadaki insanlık olarak hüsranda bulunduğu belirtilmiş, eğer fert olarak iman ve salih amel yoksa, toplum olarak da hakkı ve sabrı tavsiye yaygın değilse hepsinin hüsrana uğrayacağı bildirilmiştir. Bundan hemen sonra Hümeze suresi gelmektedir. Burada cahiliyedeki reislik bir örnek olarak insanlara sergilenmiş ve şöyle sorulmuştur: Bunların hüsranda olmaması için bir sebeb var mı?

Surenin ilk ayetinde şöyle buyuruluyor; ‘’ “Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline!’’ Yani Gerek insanların arkalarından, gerekse yüzlerine karşı onların namus ve şerefleriyle oynayan, onları incitip rahatsız eden, gıybet eden, kovuculuk yapan, insanların etini yiyen, şeref ve haysiyetlerini kemiren, insanlara onların hoşuna gitmeyecek ve onurlarını kıracak lâkaplar takan, insanlarda kusur arayan, onların avretlerini açmaya çalışan, insanlar arasında zevzeklik ve maskaralıklar yaparak hem kendisi gülen, hem de insanları güldürmeye çalışan ve bu özellikleri alışkanlık haline getiren insanın vay haline!  Peşinden gelen ayet şöyle devam ediyor; ‘’O ki, mal toplamış ve onu sayıp durmuş ve malının kendisini ebedî kılacağını zanne¬der.’’ Birinci cümleden sonra bu ayetten, bu tavrın o insanın varlıklı olmasından kaynaklandığı anlamı çıkmaktadır. Yani onun malı çoktur, ve insanların arkasından alay ediyordur  ve tum bunlar onun cimriliğini ve maddeye tapan bir kişi olduğunu ortaya çıkarır. Ayetin sonundaki ‘’ebedi kalacağını zanneder’’ ifadesiyle, hiç ölmeyeceğini zanneder denmek istenmiştir.  Yani malı yığar ve onu sayar. Ölüm ise hiç aklına gelmez. Bir gün bu dünyadan ayrılacağını ve malının bu dünyada kalacağını hiç düşünmez.

Surenin son kısmında, bu kişiye ne olacağını açıklayan ayetler geliyor ve orada şöyle buyuruluyor; ‘’ Andolsun ki o, Hutame’ye atılacaktır. Hutame’nin ne olduğunu bilir misin?’’ Burada “hutame”  kelimesi kullanılmıştır ve kelime “hatim”den gelir. “Hatim”in manası kırmak, parçalamak ve atmaktır. Cehenneme bu ismin verilmesinin nedeni, içine herhangi bir şey atıldığında derinlik ve ateşi içinde onu parçalayacağı içindir. Bir sonraki ayet hutame’nin tanımını daha net yapıyor ve şöyle diyor; ‘’ O, kalplerin içine işleyecek, Allah’ın tutuşturulmuş bir ateşidir.’’ Kur’an-ı Kerim’de buradan başka hiçbir yerde cehennem ateşi için “Allah’ın ateşi” denmemiştir. Burada ateş Allah’a nispet edilmiştir. Bunun sebebi de sadece o ateşin korkunçluğunu anlatmak için değil, aynı zamanda dünyada mal varlığı nedeniyle gurur ve tekebbür edenlerin Allah (c.c.) indinde ne kadar nefretle karşılandıklarını belirtmek, içindir. Onun için Allah (c.c) bu ateşe mahsus olmak üzere onu kendine nispet etmiştir. Söz konusu kişiler bu ateşe atılacaklardır. Ve ateşe atıldıktan sonraki hallerini ise son ayet şöyle tarif ediyor; ‘’Cehennemlikler, dikilmiş direklere bağlı oldukları halde yinede o ateşin kapıları üzerlerine kapatılacaktır.’’ Yani önce cehennemin kapıları bir delik bile bırakmaksızın kapanacak ve onların üzerine yüksek sütunlar dikilecektir. Sonra bu suçlular yüksek sütunlar ile bağlanacaklardır. Onların cehenneme atıldığı halde bağlanmalarının sebebi oradan kaçabileceklerinden değildir. Ebediyen kurtulma ümitlerinin kalmayacağını ifade etmek içindir. Allah korusun gerçekten tüyler ürpertici, dayanılmaz bir manzara. Öyleyse dünyada Allah’ın istediği biçimde bir hayat yaşamak zorundayız. Dünyada malmülk peşine takılarak, dünyayı kucaklama sevdasına kapılarak, dünyaya kazık çakma cinnetine tutularak, Allah’ın kitabından habersiz bir hayatın içine düşmeyelim. Malımıza, servetimize güvenerek insanlara tepeden bakmaya, insanları hor görmeye, insanları bunlarla değerlendirmeye kalkışmayalım.  Burada Allah’ın istediği kullukları ifa ederek imtihanı kazanıp kendimizi bu ateşten kurtarmaya bakalım.

Sadakallahulazim

 

 

3 YORUMLAR

  1. Selamünaleyküm Gönül hanım cahilliğimi mazur görün burada hatim kelimesinin kır.ak parçalamak anlamına geldiğini söylemişsiniz. Peki Kur’an-ı Kerim’i hatim etmek deki mana nedir? Türkçedeki gibi sesteş olma gibi bir durum mu söz konusu acaba? Allah razı olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here