بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Meryem sûresi, 98 âyet olup, az önce de söylediğimiz gibi Mekke’de nâzil olmuştur. Bu sûre, kısa ayetlerle değinilen birkaç konu dışında, özellikle Meryem’den ve onun Hz. İsa’yı dünyaya getirmesinden bahsetmesi sebebiyle “Meryem sûresi” adını almıştır. . Surenin genel olarak vermeye çalıştığı mesaj, tevhid inancını yerleştirmek, öldükten sonra dirilmeyi ve âhirette hesaba çekilmeyi ispat etmektir. Yazının girişinde surenin içeriğinin genel olarak kolay olduğundan bahsetmiş olsam da tarihsel arka plan olarak indirilme sebebine baktığımızda bir sure nasıl muhteşem bir rızık haline gelebilir anlayacaksınız
Ama bu konuya o ayetler geldiğinde değinmek istiyorum, şimdi genel hatlarıyla konuları kategorize edip devam edelim;

1-15: Zekeriya ve Yahya as. hakkında bilgiler, İsa’nın as.müjdelenmesi
16-35: Bir kul ve peygamber olarak İsa as., annesi Meryem
41-50: İbrahim’in as. tevhid mücadelesi
51-53: Musa as. ve kardeşi Harun as
54-56: İsmail ve İdris as.
57-98: Âhiretin hak olduğu, Allah’ı tesbîh etmenin önemi ve diğer konular

Sureye başlarken karşımıza direk olarak Zekeriyya kıssası çıkıyor. Kıssaya girmeden önce Zekeriyya as’ı biraz tanıyalım, daha önce karşımıza gelmemiş bir Peygamber olduğu için soyunu incelemek de fayda var. Kendisi İsrailoğullarına gönderilen son peygamberdir, Yahya as’ın babası olmakla birlikte soyunun Süleyman as’a dayandığı yönünde rivayetler vardır. Kendisi Hz. Meryem’in teyzesinin eşidir. Hz. Zekeriyya ve eşi çok uzun yıllar çocuk sahibi olamamış ancak buna hiç isyan etmemiş ve hayli vakarlı davranmıştır. Yıllar geçip de artık hanımı da kendisi de çocuk sahibi olamayacak yaşa geldiklerinde (99 ve ya 120 yaşında oldukları yönünde rivayetler var) içlerine öyle bir çocuk sevgisi düşmüş ki, Zekeriyya as tam teslimiyetle dua etmeye başlamış. İşte tam burada Meryem Suresi’nin 3 ve 4.ayetindeki duayı etmiştir ‘’Ey Rabbim şüphesiz benim kemiklerim zayıflayıp gevşedi, başım da yaşlılık aleviyle tutuştu. Ve ben biliyorum ki, sana dua etmekle hiç bedbaht olmadım.’’ Onun bu duasına karşılık veren Rabbim, Cebrail as ile bir erkek çocuğu müjdesi gönderiyor. Adının Yahya olacağını ayrıca onun Hz.İsâ’yı tasdik eden bir Peygamber olacağını da bildiriyor. Burada tekrar bir kronoloji hatırlatması yapalım, peygamberlik sırası Zekeriyya-Yahya-İsa-Muhammed şeklindedir. Zekeriyya as aldığı bu müjde karşısında aynı İbrahim as gibi yaşlı olduğunu ve bunun nasıl mümkün olacağını soruyor. Cebrail ise ona 9.ayetteki ifadeyle ‘’Rabbin diyor ki; bu benim için kolaydır. Şüphesiz daha önce hiçbir şey değilken de seni yarattım’’ diyerek cevap veriyor. Zekeriyya as bu müjdeye sevinip isteğinin çabukluğunu arz ederek: “Yâ Rabbî! Bana vâd ettiğin çocuğun meydana geleceğine dair bana bir alamet ver ve o alâmetle bu nîmeti şükürle karşılayayım.” Diye istekte bulundu. Ve 10.ayette bu duasının kabul olduğunu görüyoruz; “Senin için alâmet, birbiri ardınca üç gece insanlarla konuşmamandır.”. Yahya as ana rahmine düşünce Zekeriyya aleyhisselam birden konuşamaz oldu. İsteklerini ancak işâretle anlatabiliyordu. Bu vesileyle de, bu üç gün içinde devamlı ibâdet, zikir ve şükür ile meşgul oldu. Ayetler bu arayı kesinti halinde tutarak Yahya as’ın doğumu ve çocukluğu hakkındaki bilgiyi vermiyor ve direk olarak 12.ayet ile onun da Peygamberler zümresinde anıldığından bahsediyor. Ona herhangi bir kitap yahut suhuf indirilmemiş, ancak Hz. Musa’ya indirilmiş olan Tevrat’ı iyi anlayıp onunla amel etmesi emredilmiştir. Ve 13 ile 14.ayette onun ahlak olarak yumuşak ve iyi huylu olduğundan, babasına çok iyi davrandığından bahsedilmiştir. Bu özelliklerin üzerinde durulması çok manidar değil mi?

Sıradaki kıssa 16.ayet başlayan Hz.Meryem’in kıssasıdır. Bu kıssa öncekinden daha ilginçtir. Çünkü öncekinde kısır ve ihtiyar bir kadının, yaşlı da olsa eşinden bir çocuğu dünyaya getirmesi söz konusu idi. Burada ise ba¬kire bir kızın babasız bir çocuk dünyaya getirmesi anlatılmaktadır. Kıssa’ya giriş yapmadan önce bir de Hz.Meryem’i tanıyalım. Annesi Hanne; “Allah bana bir oğul nasip ederse Beytül-Makdis’e hizmetçi yapacağım.” diye adakta bulundu. Ve sonra adını Meryem koyduğu bir kızı oldu. Ancak Meryem doğmadan önce babası İmrân vefat etti. Hanne yine de verdiği adağı unutmayıp kızını teslim etmek üzere Beytül-Makdis’e götürdü. Orada bulunan âlimlere niyetini anlatıp isteğinin kabul edilmesini rica etti. Meryem, kabul edilecekti amma ona kimin velilik yapacağı tartışma konusu oldu. Zekeriyya as onun teyzenin eşi olduğu için, ortaya çıkarak; “Çocuğu himâyeme ben alacağım. Akrabâlık yönünden çocuğa en yakın benim.” dedi. Yani Meryem’i teyzesi Elîsa büyüttü. Sonra da idrak yaşı geldiğinde Beyt-i Makdis’te yüksek bir oda yapıldı. Hazreti Meryem bu odada hem Allahü teâlâya ibâdet etti, hem de Zekeriyya as’dan Tevrat okudu. Zekeriyya aleyhisselam ona hergün yiyecek getirir ve ibâdetten bir şey öğretirdi. Ondan başka kimse bu odaya girmez ve Hz.Meryem de bu odadan çıkmazdı. Şimdi ayetler ışığında devam edelim; bir gün Cebrail as odaya geliyor. 17.ayette Cebrail’in Hz.Meryem’e düzgün bir insan kılığında görüldüğü belirtilmiş. Onu karşısında gören Hz.Meryem ‘’Eğer Allahtan korkanlardan isen sakınırsın.’’diyerek korktuğunu belli ediyor. Cebrail as ona ayetlerdeki şekilde durumu izah ederek Allah tarafından bir rahmete dahil olacağını anlatıyor. Bunun üzerine 22.ayetteki ifadeyle; ‘’Böylece Meryem, Cebrailin ona üfürmesiyle İsa’ya gebe kaldı.’’ Bunun üstüne Allah, Meryem’in babasız çocuk doğurmak konusundaki yaşadığı üzüntüsünü gidermek ve acılarını dindirmek için ona mucizevî iki ikramda bulundu: İlk olarak yanıbaşındaki kupkuru bir yer¬den, içilebilecek berrak ve tatlı bir su fışkırttı; ikinci olarak da kurumuş hurma ağacını silkelemekle taze, lezzetli ve olgun hurma döküleceğini bildirdi. Bunlar¬dan yiyip içmesini, gönlünü hoş tutmasını, doğuracağı çocuktan dolayı sevinip mutlu olmasını istedi. Bunlardan sonra karşımıza ihtilaflı ayetler geliyor. Bunlardan biri 26.ayetteki; ‘’Eğer insanlardan birini görürsen, ben rahmana oruç adadım onun için kimseyle konuşmayacağım de’’ ifadesidir. Burada oruçtan kasıt gerçek bir oruç değil, o dönem yahudiler arasında yaygınlık kazanmış susma orucudur. Bu tavır da “Senin çocukla ilgili bir şey söylemen gerekmez, bu eleştirilere cevap verme sorumluluğu bize aittir.” anlamına gelir. Bir süre sonra Hz.Meryem çocuğunu alarak kavmine getirmiş ve onlar çocuğu görünce Meryem’i iffetsizlikle suçlamışlardır. Hz. Meryem kavminin, “Gerçekten sen çirkin bir şey yaptın!” şeklindeki ağır ithamlarına cevap vermedi; onlara çocukla konuşmalarını işaret etti. Fakat onlar, “Beşikteki bebekle nasıl konuşalım?!” diyerek hayretlerini ifade ettiler. Bunun üzerine çocuk dile geldi ve bu âyetlerde geçen cevabı verdi. ‘’Ben gerçekten Allah’ın kuluyum, O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı’’ Hz. isa’ya verilen kitaptan maksat İncil’dir, Ayetin “O, bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı” anlamına gelen kısmı için, İsâ’nın bu sözü söylediği sırada peygamber kılındığı ve kendisine kitap verildiği yorumunu yapanlar varsa da bu yorum zayıf bulunmuştur. Bu sözden, daha bebek iken yaptığı konuşmada Allah’ın ezelde kendisi için peygamberliği ve kitap verilmesini takdir ettiğini açıklamasının istendiği anlaşılmaktadır. İkinci tartışmalı ayet ise 32.ayetteki “Allah bana anama saygılı olmayı emretti” ifadesidir. Hz. îsâ babasız olarak bakire bir anadan dünyaya geldiği için, sadece anne şeklinde söylenmiş. Ama bu demek değildir ki, babaya hürmet etmek ikinci planda kalır, yahut anne babadan daha önemlidir. Ayetten bu anlamları çıkarmak Kuran’ın büyük bir kısmını ve hadisleri görmezden gelmek demektir. Herşeyden önce 14. âyette Hz. Yahya’dan söz edilirken “Ana babasına çok iyi davranırdı” dendiği halde aynı tema Hz. îsâ açısından işlenirken “Anneme saygılı kıldı” denmesi onun babasız dünyaya geldiğine, ancak müslümanın yapması gerekenin her ikisine saygı göstermek olduğuna işaret eder. Bu kıssadan sonra hristiyanların düştüğü gafletler anlatılıyor. İsa’yı Allah’ın oğlu görmelerinin ne kadar kötü olduğu ve onların bu gafletinin kıyamet günü aleyhlerine olacağından bahseder. Çok şükür biz bu gruba girmediğimiz için bu ayetleri geçiriyorum. Bizim Meryem ve İsa bahsine bakışımız bundan fazlası değildir. Hz.İsa bizim için her peygamber kadar önemli ve saygı duyulasıdır. Hristiyanların onu önder sayması onların yanlış inanış şekillerindendir ve bizim İsa as’ı kabul etmeme yahut noksan görme gibi bir lüksümüz yoktur. Ayetler de onun müjdelenen bir peygamber olduğu ve tevhid inancını yaymakla, İbrahim as’ın öğrettiği ibadetleri yapmakla yükümlü olduğunu görüyoruz.

İbrahim as demişken sırada onun konusu geldi. Kısacık da olsa adının geçmesine sebep olan kısım babasına olan hürmetinden bahsediyor. Biliyorsunuz ki İbrahim as, putların en yaygın olduğu dönemde dünyaya gelmiş ve Allah’ı kendi aklıyla bulmuştur. Bu yüzden ailesi ve yakın çevresi onu hiçbir zaman aklı başında bulmadığı gibi taptıkları putlardan da vazgeçmemişlerdi. Bu insanların başında babası geliyordu, ayette belirtildiği gibi ‘’Sen benim ilahlarımdan yüz çevirmemi mi istiyorsun? Yemin ederim ki, eğer vazgeçmezsen seni taşlarım’’ diyerek İbrahim as’a karşı hiddetini de belli etmiştir. Bunun üstüne 42 ile 45.ayetler arasında babasına ettiği nasihatlar bize ulaştırılmış, bunlardan en güzeli; ‘’ Babacığım! Allah’ın azabına uğramandan ve böylece şeytanın yanında olmandan korkuyorum.’’

Sıradaki konular hep kısa kısa bahsi geçecek olan üç peygamberden bahsederek ilerleyecek. Bunlardan ilki Musa aleyhisselamın kıssasıdır, Kuran’da konuya şöyle giriş yapılmış; ‘’O Kuran’da Musayı da an. Çünkü o ihlaslı bir kuldu. Biz ona Tur dağının sağ tarafından nida ettik ve onu özel bir münacat için yakınlık mertebesine erdirdik’’ Burada bahsedilen özel müracat hepimizin çocukluğundan beri hayretle dinlediği kıssa olan Musa’nın Allah ile birebir görüşmesi kıssasıdır. Hemen ayetlerden fazla uzaklaşmadan bu kıssayı da anlatayım. Musa as Medyen’den ayrılıp Mısır’a gitmek üzere yola çıktığı bir zamanda, Tur dağının etrafından geçerken ayetteki tarifle sağ taraftan bir ses geliyor. Bu ses ile Musa as’a ve kardeşi Harun’a peygamberlik verildiği bildiriliyor. Rivayetlere göre, Musa as burada Allah ile birebir konuşurken gözündeki dünyalık perdeler kalkmış ve arşı ala’yı seyredebilir duruma gelmiş. Ve bir süre sonra bu lezzet onu öyle çok sarıyor ki, Rabbine onu görmek istediğini arz ediyor. Allah-u Teala ona ‘’Beni göremezsin’’ dediyse de Musa as çok ısrarcı oluyor. Bunun üstüne Alllah; “Şu dağa bak! O dağ yerinde durabilirse, sen de ben’i görebilirsin!” buyuruyor. Bunun üstüne Allah’ın nuru dağa değiyor ve dağ yerle bir oluyor. O an Musa as’ın sözleri Araf Suresinin 143.ayetiyle bize bildiriliyor; ‘’Sen’i (bütün) noksan sıfatlardan tenzîh ederim; Sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.’’

Üç peygamberden ikincisi İsmail as. Kendisi İbrahim as’ın birlikte Kabe’yi inşaa ettiği oğlu olarak tanıdığımız bir peygamber. Onun için inen ayetler şöyle; ‘’Kitapta İsmail’i de an! Çünkü o sözünde doğru idi. Ailesine namazı ve zekatı emrederdi Rabbi katında rızaya nail olmuştu.’’ Bu ayette sözünde durmanın önemine işaret edilmektedir. Hz. İsmail, Allah’ın verdiği nimetlerin kadrini bilerek ruhunu güzelliklerle bezemeye ve rabbinin buyruklarına mutlak bir teslimiyet için¬de görevini yerine getirmeye çalışması sebebiyle Allah’ın rızâsını kazanmıştı. Kuşkusuz bu, kazanılabilecek derecelerin en üstünüdür.

Bu surede bahsedilen peygamberlerin sonuncusu İdris as’dır. Bu isimle ilk defa karşılaştığımız için biraz da onu tanıyalım. Kendisi Şit as’ın torunlarındandır. Şit as’da Adem’in oğludur. Şimdi burada sizin hatlar fazla karışmadan kronolojik bir sıra oturtalım. Adem ilk insan, rivayetlere göre onlarca hatta yüzlerce çift çocuğu olmuş. Havva validemiz her seferinde bir kız bir erkek olarak doğurmuş. Habil Kabil kıssasını hepimiz biliyoruz, buraya girmiyorum. Kabil, Habil’i öldürdükten sonra şehri terkedip uzaklara gidiyor. Oradan çocuklarıyla torunlarıyla ve soyunun devamıyla bir kabile kuruyor. Bu olaylar olurken bir yandan da Adem ve Havva’ya son çocuklarının müjdesi geliyor. Bu çocuk peygamberlik nurunu taşıyacak olan Şit as. Şit as’ın adı Kuran’da geçmiyor, zaten oğulları da peygamberlik nuruna erişemiyor ama onun torunu İdris as hem nura erişiyor hem Kuran’da adı geçen peygamberlerden oluyor. Üstelik İdris as az önce bahsettiğim Kabil’in azgın kavmine peygamber olarak gönderiliyor. Ayette ondan şöyle bahsedilmiş; ‘’Kitapta İdris’i de an. Çünkü o çok sıddık bir peygamberdi. Biz onu yüce bir yere yükselttik.’’ Verilen tum bilgilerden sonra 58.ayetle birlikte buraya kadar sayılmış tüm peygamber dahil edilerek deniyor ki; ‘’ İşte bunlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler; Âdem’in soyundan, Nûh ile birlikte gemide taşıdıklarımızdan, İbrahim ve Yakub soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlara, Rahmân’ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlar.’’ Surenin buradan sonrası itikadı meselelerden bahsetmekle birlikte, Kuran sanatına uygun olarak bu kadar kıssanın peşine azapları ve müjdeleri duyurmuştur.

Örneğin, 59.ayette ‘’Bunlardan sonra bozuk bir nesil geldi. Namazı zayi etti ve şehvetleri peşine düştüler. Bunlar gayya kuyusunu boylayacaklardır’’ denilmiş. Gayya kuyusunun cehennemde bir vadi olduğu yönünde rivayet olunan hadisler vardır. Zaten ayetteki ifadenin de çok hoş bir anlama gelmediğini anlamak zor olmasa gerek. Daha sonra 61.ayette ‘’Tövbe edip, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. Bunlar Adn cennetine gideceklerdir’’ denilmiş. Adn Cenneti de, daha önceki surelerde öğrendiğimiz üzere Cennetin katlarından biriydi. Surenin devamında karşımıza ölümden sonrayı sorgulayan insanlara cevaplar var. Soruldan ilki tabi ki, 66.ayette geçen; ‘’Öldüğüm zaman diri olarak mı çıkacağım?’’ Allah insanın bu sorusuna cevap vermeyi değil, onun teslimiyet göstermesini istediğini belirten bir cevap veriyor; ‘’İnsan daha önce hiçbir şey değilken bizim kendisini yarattığımızı düşünmez mi?’’ İşte burada yine insanın acziyeti çok kibarca yüze çarpılıyor. Biz sadece Allah’ın bildirdiği kadarını biliriz. İlmimiz de onun verdiği kadardır. Düşüncelerimiz de onun izin verdiği sınırdadır. Fazlasını kazanırsak muhakkak bu da O’nun mükafatlandırmasıdır.

Surenin sonuna yaklaşırken Allah’a çocuk isnat etmenin ne kadar kötü bir iş olduğu çok kesin bir dille anlatılmış. 90 ile 94.ayetler arasında bahsedilen bu konu şu ayetle çok güzel ifade edilmiş ‘’Az daha bu sözden dolayı gökler çatlayacak, yerler yarılacak ve dağlar yıkılıp yerlere geçecektir’’ Demek ki bu katti suretle yasaklanmış, akli bağli olmuş hiçbir müslümanın aklına takılmaması gereken bir meseledir. Allah sadece yaratıcıdır, o ol derse olur. Yukarıdaki kıssalarda verilen dersler de bu yöndeydi, O isterse yaşlıdan da bir can çıkarır, evlenmeyenden de.

Ve işte surenin en son iki ayetine geldik. Bu iki ayet sanki gizli mesaj gibi. Çok sırlı ve güzel geldi bana, oysa ki güzel değil de ürkütücü gelmesi gerekirdi. Bakalım okuyunca size nasıl gelecek, ‘’Biz Kuran’ı senin dilinle kolaylaştırdık ki, onunla Allahtan sakınanları müjdeleyesin. İnat eden kavmi de korkutasın. Hem onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor musun? Yahut onların gizli bir sesini işitiyor musun?’’ Bu ayetler daha önce gelmiş geçmiş azgın kavimlerin nesillerin helak edildiğini, böylece onların yeryüzünden ve tarih sahnesinden silinip gittikleri bildirilmektedir. Ve gizliden gizliye verilmeye çalışan mesaj da belki de, onlar gibi Kuran’a uymayan herkesin aynı şekilde ceza görecekleği yönündedir. İşte size güzel değil ürkütücü demiştim. Hiç beni dinlemiyorsunuz ki. Her neyse, böylelikle bir sureyi daha bitirmiş olduk.

Sadakallahulazim.

4 YORUMLAR

  1. Sükürler olsun Rabbime hersey icin. Senin blogunu buldugum icin cok mutluyum, Allah senden razi olsun, inshaallah böyle devam edersin.
    Cok cok severek okuyorum ve takip ediyorum yazdiklarini, her defasinda yeni seyler ögreniyorum.
    Rabbim böyle devam etmeni nasip eder inshaallah, hayirli kilar islerini ve cabalarini.

  2. Öncelikle böyle hayırlı bir iş yaptığınız için Allah razı olsun, sorum Meryem suresi 32.ayetin meali: yazdığınız mealde ana-babaya saygılı kıldı demişsiniz. Ancak sonrasında gelen açıklamalara bakarsak mealde yalnızca anne demiş olması gerekir ki okuduğum diğer meallerde de yalnızca anne yazılmış. Ayetin aslında “valide” ismi kullanılmış. Bunun çevirisi acaba yalnızca anne baba mıdır? Yoksa sadece anne mi? Emekleriniz için teşekkürler. Allah razı olsun

    • kesinlikle tahmin ettiğiniz gibi, zaten yazının devamında ”bu size babaya hürmet etmeyin demek değildir” ifadesi okundugunda orada yalnız anne geçtiği belli oluyor. Bu zor surelerde aklın gittiği ve insanın eksik kaldığı yerler oluyor, kusura bakılmasın inşallah 🙂

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here