بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Saff Sûresi Medîne’de inen ve fıkhî hükümler yönü ağır basan sûreler­den biridir. Mushaftaki sıralamada altmış birinci, iniş sırasına göre yüz dokuzuncu sûre­dir. Tegabün sûresinden sonra, Cum’a sûresinden önce Medine’de nazil olmuştur. 4. âyetinde geçen ve “sıra, dizi” anlamına gelen “saf kelimesi sûreye ad ol­muştur. Bu sûre “savaş”, Allah düşmanlarıyla cihâd, Allah’ın dinini yü­celtmek ve kuvvetlendirmek için O’nun yolunda canını feda etmek konusu­nu anlatır. Ayrıca mü’minin dünya ve âhirette mutluluğuna vesile olan ka­zançlı ticaretten bahseder. Fakat sûrenin, etrafında dönüp dolaştığı ana ko­nu savaştır. Yani surede müminler, İslâm’a ihlasla bağlanmaya davet edilişmişlerdir. Ayrıca surede a) İmanı zayıf Müslümanlara, b) İnanmadıkları halde mümin oldukları iddiasında bulunan münafıklara, c) İhlaslı müminlere seslenilmektedir. Bazan ilk iki gruba birden hitap edilirken, bazan sırf münafıklara, bazan de ihlaslı müminlere hitap edilmektedir. Hangi ayetin hangi gruba hitap ettiğine gelince bu, ayetlerin uslûbundan açıkça belli olmaktadır.  Yine de ayet ayrımını yaparsak, konuyu anlamak daha kolay olacaktır;

1-4: Müminler sözün önemini anlatmak
5-9: Allah’ın dinine ve peygamberine davranışların ahlakı
10-14: Müminlerin yapacağı en iyi ticaretin tarifi

Sure, Allah Teâlâ’nın göklerde ve yerde bulunan herşey tarafından tenzih ve tesbih edildiği, O’nun Azîz ve Hakîm olduğu gerçeğinin bildirilmesiyle başlamaktadır. Bu giriş bölümünde, iman eden kimselerin, Allah Teâlâ’nın göstermiş olduğu doğrultuda hayatlarını tamim edip ibadette hiç bir şeyi ortak koşmadan O’nu tesbih ve tenzih eden kutların, mahlukatın fıtrî olan özellikleriyle bezenmiş olacakları ve bütün iyi amellerinin başarıya ulaştırılıp mükafatlandırılacağı açıklanmaktadır. Surenin mü’minlere hitap eden birinci bölümünde şöyle buyurulmaktadır; “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niye söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah nezdinde büyük bir gazaba sebeb olur. Şüphesiz ki Allah, kendi yolunda birbirine kenetlenmiş gibi saf bağlayarak savaşanları sever” Yani konuştuğunuz şeyler konusunda niye kendinizi unutuyorsunuz? Sözcülüğünü yaptığınız şeylerin eylemini, amelini niye gerçekleştirmi-yorsunuz? Bir şeyin sözcülüğünü yapıyorsanız, bir konuda iman iddiasında bulunuyorsanız onu eyleme geçirmeniz gerekmez mi? Sözlerinizle hayatınız aynı olmalı değil mi? İddialarınızla amelleriniz bütünlük teşkil etmeli değil mi? Ya da birilerinden yapmasını istediğiniz şeyi sizin de yapmanız gerekmez mi? İnsanlara bir şeyler söyler de kendinizi unutur musunuz? Veya kendinizin yapmadığı, yapmayacağı şeyleri niye başkalarına söylüyorsunuz? Bu sorular artar gider, fakat bu ayetle bize ne açıklanmak istemiş biz ona bakalım. Örneğin, yapmadığımız şeyleri konuşmaktan bizi menediyor. Namaz kılmadığımız halde kıldık demekten, borcumuzu ödemediğimiz halde ödedik demekten, oruç tutmadığımız halde tuttuk demekten bizi menediyor. Ayrıca Rabbimiz bu ayette bizi amelin konusu olmayan yani bizi hayırlı amel işlemeye sevk etmeyecek lüzumsuz konuları konuşmaktan menediyor. Dünyamızı ve âhiretimizi ilgilendirmeyen konuları konuşmaktan kaçınacağız. Bakın Allah’ın Resûlü buyuruyor ki: “Kişinin iyi bir Müslüman olduğunun alâmetlerinden birisi de onun kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesidir.” Daha açık söylemek için başka bir hadis daha alıntılayalım; ‘’ Kişinin kendisini ilgilendirmeyen mâlâyânileri terketmesi onun imanındandır.” Yani insan, iyi bir Müslüman olmak isterse, lüzumsuz şeyleri terk edecek. Oysa bu malayani meselesi,bizim hayatımızın neredeyse tümünü kapsayan bir konu haline geldi. Artık bizim sohbetlerimizin konusu işimiz, gücümüz, varımız, yoğumuz, kahvaltımız, çayımız, kahvemiz, tabağımız, tatilimiz, dizimiz, sohbetimiz. Konuşmalarımız bizi Allah’a yakınlaştırmadığı gibi, git gide de dedikodu ve gıybet sınırını aşıp abartılarla iftiraya kadar gider hale geldi. Özellikle sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri, onun kaşı bunun gözü, onun tesettürü bunun ailesi derken imanımızı masalarda bırakıp kalkar olduk. Allah muhafaza arkadaşlar, Allah muhafaza! Kısaca bu ayet tefsirinde diyor ki; insan bir adım atarken, bir söz söylerken, bir karar verirken önce muhasebe edecek. Bu adımı Allah için, dini için, ameli için lüzumsuzsa,  hemen onu terk edecek. Ve bu onun imanını kurtarmasına yetecek. Fakat kişinin lüzumlu-lüzumsuz ayrımını yapabilmesi için önce Allah ve Rasulunu tanıması gerekir. Demek ki bu iş Kuran ve sünneti tanımaktan geçmektedir. Ve bunun için de hiç şüphesiz ilk fırsatta meal okumaya başlamalı, Efendimiz’in sünnetlerini daha çok öğrenmeye çalışmalıyız. Yine de bu iş sadece okumakla, araştırmakla olmaz. Tüm öğrendiklerimizi hayatımıza geçirmeli, arkadaşlarımızla onlar üzerine sohbet etmeli, muhabbetlerimizi onlar dahilinde yapmalı ve bir hata anında hemen aklımıza öğrendiklerimizi getirmeliyiz. Yoksa bizim ‘’koskoca kitap yükü taşıyan eşek’’ tabirinden ne farkımız kalır ki?

Surenin ikinci konusunda Müslümanlar, İslâm’a ve onun peygamberine karşı takınmaları gereken tavır konusunda uyarılmaktadır. İsrailoğullarının Musa (a.s)’a yaptıkları ve daha sonra İsa (a.s)’ı yalanlayarak ona düşmanlık ettikleri hatırlatılarak, samimi bir şekilde İslâm’a bağlılık işlenmektedir. İsrailoğullarının, apaçık mucizeler ile desteklenmiş bulunduğu halde İsa (a.s)’ı yalanlamalarından bahsedilirken, İsa (a.s)’ın kendisinden sonra gelecek olan peygamberi yani Muhammed (s.a.s)’ı haber vermiş olduğu kaydedilmektedir:
“Hani bir zaman Meryemoğlu İsa da: Ey İsrailoğulları Ben Allah’ın size gönderdiği, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayan ve benden sonra gelecek Âhmed” adında bir Peygamberi müjdeleyen bir peygamberim” demişti. Fakat İsa’nın müjdelediği peygamber kendilerine apaçık delillerle gelince: Bu getirdiklerin apaçık bir sihirdir” dediler”  Bu ayet, üç anlama gelmektedir ve her üçü de doğrudur. Birincisi, Hz. İsa demek istiyor ki, “Ben, yeni, garip ve ender bulunan bir din getirmedim. Bu dini daha önce Hz. Musa da getirmişti. Ben Tevrat’ı tekzip etmeye değil, bilakis tasdik etmeye geldim. Aslında tüm peygamberler, öteden beri kendilerinden önce gelen peygamberleri teyid ve tasdik etmişlerdir. Dolayısıyla benim peygamberliğimi reddetmenize bir neden yoktur.” İkincisi, “Benden önce Tevrat’ta benim gönderilmeme dair verilen müjde, işte şimdi gerçekleşiyor. Tevrat’taki kayıtların doğru olduğunu ispatlamak için Rabbim beni size göndermiştir. Bu yüzden bana karşı çıkmayın, aksine geçmişteki peygamberlerin müjdelediği peygamberlerin geldiğine sevinin.”  Üçüncüsü, Bu ayet ile daha sonraki ayet birleştirilince şöyle bir anlam ortaya çıkar. “Ben Allah’ın Rasulü Ahmed’in gelişine dair Tevrat’ın verdiği müjdeyi tasdik etmek üzere dünyaya geldim. Ben de onun geleceğini bildiririm.”  Kısaca bu ayet, Kur’an-ı Kerim’in en önemli âyetlerindendir. İslâm düşmanları bunun üzerinde bir hayli durmuş, bunu alabildiğine eleştirmeye çalışmış ve bu hususta küstahlıkların en kötüsünü yapmışlardır. Çünkü bu ayette Rasulüllah’ın (s.a), ismi açıkça verilmek suretiyle ve Hz. İsa’nın ağzıyla dünyaya geleceğine dair müjde verilmiştir.

Şimdi inceleyeceğimiz ayet benim bu surede en sevdiğim ayet olabilir; ‘’ “Onlar ağızlarıyla Allahın nûrunu söndürmek istiyorlar. Kafirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır” Hicrî 3. yılda yapılan Uhud savaşından sonra nâzil olduğu gözönüne alındığı zaman bu âyetin, müslümanların azınlıkta, korku ve endişe içerisinde bulundukları bir sırada inandıkları dinin gelecekteki durumu onlara bildirilerek moral verildiği sonucu çıkarılabilir. Uhud savaşında müslümanlar yenilmişlerdi. Bütün araplar, İslâm’ı yok etmek için azimli ve kararlı bir şekilde faaliyet içerisinde idiler. Öte taraftan Medine’nin etrafındaki düşman kabileler bu yenilgiden dolayı oldukça cesaretlenmişlerdi. O dönemde İslâm’ın geleceğinin ne olacağını Allah’tan başka kimse bilemezdi. Şartlar her yönüyle müslümanların aleyhine gözüküyordu. Müslümanlar böyle zor durumda bulundukları bir sırada Allah Teâlâ, kafirlerin İslâm nûrunu söndürmeye güç yettiremeyeceklerini, aksine kendi tekeffülünde olan hak dininin yeryüzüne yayılıp hakim olacağını haber vererek, imanla mutmain olmuş kalplere ferahlık vermişti. Asr-ı Saadet’te yaşanılan olaylar, sonraki nesiller için birer örnek teşkil etmektedir. Aynı şekilde o zamanki olaylar sebep kılınarak nâzil olan âyetlerdeki hitap da kıyamete kadar bütün nesillere yöneliktir. Şirkin ilk ortaya çıkışından beri kafirler, Allah’ın dinini yeryüzünden silmek için çabalamış durmuşlardır. Bu durum bugün ve gelecekte de devam edecektir. Ancak; Müşrikler istemeseler de, dinini bütün dinlerden üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak dinle gönderen O’dur. Bu ayet gerçekten müminler için ciddi bir ferahlıktır. İnsanın yüreğini bir anda tüm yaralardan arındırıyor.

Surenin son konusunda müminlere en faydalı ticareti öğretiyor. Bununla ilgili olarak 10-11.ayette; ‘’ “Ey iman edenler! Sizi can yakıcı bir azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve peygamberine iman edip mallarınızla canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilseniz bu sizin için daha hayırlıdır” buyuruluyor. Can ile ticaretten kasıt, siz Allah’ın dini için savaşın bu yolda canınızı kaybederseniz, Allah size karşılığını kat kat verir. Malınızı kaybederseniz, daha çoğuyla mükafatlandırır. Öyle ya da böyle muhakkak karşılığını alırsınız, çünkü bu müminler için en güzel ticarettir. Bu bakımdan iman ve Allah yolunda cihad etmek, ticarete benzetilmiştir. Yani, “Enerjinizi, zihnî ve bedenî tüm yeteneklerinizi bu yolda sarfedin ki gerçek kârı elde edebilesiniz.” Bu ayetten anlaşılması gereken en net anafikir; ‘’Bu ticaret, sizin tüm karlı ticaretlerinizden daha hayırlıdır.’’ Zaten daha sonra 12.ayet okunduğunda görüyoruz ki,  bu ticaretin asıl kârı, ahiretin sonsuz hayatında elde edilecek. Karışılık olarak bu ticareti yapanlar: a) Allah’ın azabından korunacak, b) Günahları affedilecek, c) Allah’ın sonsuz nimetlerinin bulunduğu cennete girecekler.

Sûre sonunda iman edenlere İsa (a.s)’ın havarilerini misal göstererek, Allah’ın dininin yardımcıları olmalarını emretmekte ve müminlerin kafirlere karşı mutlaka desteklendiklerini haber vererek son bulmaktadır. Daha önce Hz.İsa ve Havarilerini Ali İmran Suresinde anlatmıştık fakat o ayeti de tekrar etmek de fayda var; “İsa onların inkarlarını görünce: “Allah uğrunda yardımcılarım kimlerdir?” dedi. Havâriler şöyle dediler, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız, Allah’a inandık, O’na teslim olduğumuza şahit o!”, “Rabbimiz! İndirdiğine inandık, Peygambere uyduk; bizi şâhit olanlarla beraber yaz…”dediler. Bunun üzerine İsa, Havarilerin şahitliğini kabul etti.  Bununla ilgili olarak Ali Küçük hoca tefsirinde şöyle diyor; ‘’ Unutmayalım ki, bu ayet bir yasadır. Yani Allah kendi dinine yardım edenlere yardım edecektir. Allah, dinini koruyanları koruyacaktır. Öyleyse Rabbimiz tarafından korunmayı, düşmanlarımız karşısında ayaklarımızı sabit tutup zafere ulaştırmasını istiyorsak, biz de Allah’ın dinine yardım edeceğiz. Yani kendimiz için, kendi kurtuluşumuz için Allah’ın dinine yardımcı olacağız. Değilse hâşâ, Allah’ın bizim yardımımıza asla ihtiyacı yoktur. Çünkü dininin hakim olacağını zaten Allah müjdelemektedir. Kendi lehimize Allah’ın dininin hâkimiyeti adına vereceğimiz yarım hurma, dökeceğimiz birkaç damla ter ve kan, bizim cennet yolunda ayaklarımızın kaymamasına, cennete ulaşmamıza sebep olacaktır. Tabii ki Allah’ın dinine yardım edebilmek, Allah’ın hukukunu koruyabilmek, Allah’ın dinini muhafaza edebilmek için elbette Allah’ın dinini tanımak şarttır. Allah’ın kitabını koruyabilmek için kitabı tanımak şarttır. Allah’ın kitabını, Allah’ın yasalarını tanımayan bir kimsenin onları koruması ve savunması mümkün değildir.’’ Farkındaysanız döndük yine az önceki konuya, insanın kuranı ve sünneti anlamasına. Eğer bu yazıyı okuyorsanız zaten bunun için büyük bir adım atmışsınız, bir çaba gösteriyorsunuz demktir. Fakat inanın bizim durumumuz belki de hiç okumayandan çok daha zor hale gelebilir. Bunun önüne geçmek de bizim elimizde. Ne zaman ki öğrendiğimizle amel ederiz, o zaman bu ayetler bize şefaat eder. Ne zaman ki biz bu ayetleri, herhangi bir söz gibi kulak arkası eder, uygulamayı ihmal ederiz, o zaman da bu ayetler bizi zelil etmeye yeter. Rabbim bilip de uygulamamaktan bizi muhafaza etsin.

Sadakallahulazim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here