بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Talâk sûresi Medine’de inmiş olup eşlerin durumları ile ilgili bazı şer’î hükümleri ele alır. Mushaftaki sıralamada altmış beşinci, iniş sırasına göre doksan dokuzuncu sû­redir.  “Talak”  yani boşanma kelimesi bu sureye isim olmuştur. Aynı zamanda surenin içeriğinin de neredeyse tamamı boşanma ve beraberinde oluşan durumlar hakkında hüküm vermektedir. Nitekim İbn Mesud bu yüzden, bu sureye “Küçük Nisa Suresi” demektedir. Ek olarak müfessirlerin görüş birliği yaptığı bir konu da, bu surenin Bakara Suresinde geçen Talak ayetlerine açıklık getirmek, insanların aklındaki oluşan yanlış anlamaları düzeltmek üzere indirildiği yönündedir.

Bu surenin ayetlerinin yeterince kavranabalimesi için, Kur’an’da daha önceden nazil olmuş talak ve iddet ile ilgili ayetlerin hatırlanması gerekir.

“Boşanmış kadınlar üç kur” kendilerini gözetlerler. Eğer Allah’a ve Ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri kendilerine helal olmaz. Kocaları da bu arada barışmak isterlerse, onları geri almaya daha çok hak sahibidirler.” (Bakara: 228)

“Erkek (üçüncü kez) boşarsa, artık kadın başka bir kocaya varmadan kendisine helal olmaz” (Bakara: 230)

“Ey iman edenler! İnanan kadınları nikahlayıp da, henüz onlara dokunmadan boşarsanız, onların üzerinde sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur.” (Ahzab: 49)

“İçinizden ölenlerin geriye bıraktıkları eşler, dört ay on gün bekleyip kendilerini gözetirler.” (Bakara: 234)

Bu ayetler indiğinde ondan çıkarılan şer’i hükümler şu yönde olmuştu;  Bir erkek, eşini en çok üç kez boşama hakkına sahiptir. Birinci ve ikinci boşamada, iddet esnasında, erkek hanımını geri almaya hak sahibidir. İddet bitiminde ise nikah yenilenir. Kadının kocasına yeniden helal olabilmesi için herhangi bir şart sözkonusu değildir. Fakat erkek, hanımını üçüncü kez boşadığında (son hakkını kullandığında), hanımını iddet esnasında bile alamaz ve onunla artık bir daha evlenemez. Ancak kadın başka bir erkekle evlenip yeni kocasının kendi isteği ile onu boşaması halinde, eski kocasıyla yeniden evlenebilir. Hayızdan kesilmemiş bir kadının iddet süresi 3 aybaşı (hayız)dır. Birinci ve ikinci boşama esnasında kadın, iddet süresi içinde erkeğin eşi olarak kalmaya devam eder ve erkeğin onu geri alma hakkı vardır. Fakat erkek eşini üçüncü kez boşarsa, artık onun karısını iddet süresi içinde bile alma hakkı yoktur. Ama buna rağmen kadın iddet süresi içinde bir başkasıyla evlenemez. Aynı zamanda adet görmeden evlenen kadın iddet beklemez. Ve son olarak Kocası vefat eden bir kadının iddet süresi 4 ay 10 gündür.

Önce bu paragrafta öğrendiğimiz terimleri daha iyi anlayalım. Medhul, hayız görmemiş kadın demektir. İddet: Bir evliliğin sona ermesi ve kadının yeniden evlenebilmesi için beklemesi gereken süreye denir. Zifaf: Amiyane tabirle gerdek gecesi olarak yorumlanabilir. Yukarıdaki paragrafta Bakara suresinden çıkan fetvaları yazdık, bu surede bunlara herhangi bir düzeltme yahut değişiklik yapılmış değil. Sadece daha ayrıntılı anlatılmış ve bundaki bazı hikmetler belirtilmiştir. O halde artık ayetlere başlayalım. Ama önce kategorize etmek gerekiyordu galiba;

1-8: Talak hükümleri
9-12: Allah’ın emirlerine karşı gelmek

Surenin ilk ayetlerinde de boşanmanın zamanı, iddetin hesaplanması ve iddet müddetince boşanan kadınların kocalarının evlerinde kalmaları gerektiği şeklinde hükümler yer almaktadır. Boşanmayla ilgili hükümler, Allah Teâlâ’nın sınırları olarak nitelendirilmekte ve bu sınırları aşan kimsenin kendisine zulmetmiş olacağı haber verilmektedir: “Ey Peygamber! Kadınları boşamak istediğiniz zaman iddetleri içinde boşayın ve iddeti hesaplayın. Rabbiniz olan Allah’tan korkun. Apaçık bir edepsizlikte bulunmadıkça onları evlerinden çıkarmayın. Onlar da çıkmasınlar. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Kim Allah’ın koyduğu sınırları asarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilmezsin, belki de Allah boşanmadan sonra yeni bir durum meydana getirir. İddetlerini doldurduklarında onları ya güzel­ce tutun, veya onlardan uygun bir şekilde ayrılın. İçi­nizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın.”  İlk ayette kadınları boşamadan önce iddetlerini hesaplayın diyor. Hayız gören kadınlar için bu süre 3 aydır. Yani erkekler 3 ay hanımına yaklaşmadan beklemeli ve daha sonra boşanmalıdırlar ki, hanımda bir hamilelik durumu olup olmadığı net bir şekilde ortaya çıksın. Talak verildikten yani boşanma gerçekleştikten sonra kadının iddet süresi başlar. Fakat burada müfessirler bir noktaya da değinmişler, onu da kısaca analım. Gerçek bir boşanma için 3 talak gerekmektedir, bu bilgiye toplum içindeki üç kere ‘’boş ol boş ol boş ol’’ ifadesinin yaygınlığından aşinayız zaten. Kimi müfessirlerce, Allah erkeklere bu ayette kadınları 1 ya da 2 talak ile boşayın ki, üç aylık müddet içerisinde pişman olursanız geri dönme şansınız olsun demek istiyor. Fakat kadını 3 talak ile boşamanın dönüşü, islami hükümlere göre hayli ağırdır. Adamın bir daha bu kadınla evlenebilmesi için, kadının bir evlilik daha yapması ve bu evlilikten ancak yeni eşi istediğinde boşanması gerekir. Aslında burada böyle ağır bir hüküm verilmesinin sebebi, boşanma durumunu olabildiğince zorlaştırmak ve dönülmez bir nokta olduğunu insanlara anlatmaktır. Küçük yaşlardan beri her boşanma kelimesini duysam, babaannem kulaklarını kapayarak kendini ağıt moduna sokar ‘’uyyy yer gök inceleyecek, kafamıza taşlar yağacak’’ gibi tepkiler verir. Çünkü bu konuyu Efendimiz, Sahabelere ve sahabelere de bir sonrakilere ve günümüzde alimler de, boşanmanın son noktada yapılacak bir iş ve kesinlikle uzun istişareler sonucunda verilmesi gereken bir karar olduğunu anlatıp durmuşlardır. Yine sahih hadislere baktığımızda, Efendimiz bir sahabenin hanımını bir seferde üç talakla boşadığını duyuyor. Ve sahabe bu hadiseyi anlatırken, Efendimiz’i daha önce hiç bu kadar sinirli görmediklerini ve “Sizler ben aranızda olmama rağmen, Allah’ın Kitabı’nı eğlence konusu haline getirdiniz.” diye kızdığını rivayet ediyorlar. Talak konusuna daha fazla girmeden çıkıyorum çünkü bu konuda mezhepten mezhebe değişiklik gösteren hükümler içermektedir. Burada cilt cilt anlatılmış bir konunun kısaca bilgisini vermeye calıstım ve hata etmiş olma payım da muhakkak vardır, bu yüzden lütfen bu konuya daha iyi hakim olmak için sağlam tefsir kaynaklarını yahut kadın-aile fıkıh kitaplarını karıştırın.

6.ayette karşımıza nafaka meselesi çıkıyor. ‘’Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun, onları sıkıştırıp (gitmelerini sağlamak için) zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hâmile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin için çocuğu emzirirlerse onlara ücretlerini verin, ara­nızda uygun bir şekilde anlaşın. Eğer birbirinize güç­lük çıkarırsanız çocuğunu, başka bir kadın emzirecektir.’’  Ayetin ilk kısmında onları oturtun zarar vermeyin derken, kadının nafaka hakkı kadar barınma hakkı olduğunu da açıklamıştır. Yani erkekler isterseler kadınları boşasınlar onları öylece sokağa atamazlar. Kadın iddet süresi bittikten sonra hala evlenmiyorsa, eski eşi onu gözetmek durumundadır. Ha keza bu evlilikten çocuklar varsa zaten nafaka da islami hükümlerce şarttır. İlk ayetlerde hamile kadınlarda iddet süresinin doğum olana kadar devam ettiğini öğrenmiştik. Yani kadın hamile olarak üç talak ile boşanmış bile olsa evlenmesi mümkün değildir. Ancak hamileliği son bulunca evlenebilir. Ayetin devamında ‘’emzirirlerse onlara ücret verin’’ ifadesi de bu durumun açıklamasıdır. Kadınlar 9 ay boyunca boşanmış olarak eşlerinin himayesi altında beklemişlerdir, fakat onların da gitme hakkı, dilerse yeni bir evlilik yapma hakkı doğumdan sonra başlamıştır. Bu yüzden onu 1-2 sene kadar emzirmek zorunluluğu yoktur. Eğer emzirirse baba ücret vermelidir. Emziremezse de başkasına ücret verip emzirtmelidir. Yine bu konuda her mezhebin farklı bir görüşü olduğu için lütfen az önce dediğim gibi daha net bilgi almak için kitap karıştırın. Ya da yetkili hocalara danışın.

Surenin bu kısmına kadar talak ve iddet hususları açıklanırken her ayetin sonunda insanlara Allahtan sakınmaları, Allahtan korkmaları, Allah’ın emirlerine uymaları emredilmişti. Ve şimdi de bu şer’i hükümler biter bitmez, ilk okuyuşta kafirlere indirildiğini düşündüğümüz ayetler geliyor. ‘’ Rabbinin ve O’nun elçilerinin emrine karşı di­retmiş nice memleketler halkı vardır ki biz onları çetin bir hesaba çekmiş ve onları şaşkınlık verecek azaba çarptırmışızdır. Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır.’’ Yani bu çok önemli konuda, toplumun temel taşı olan ailenin yıkılışıyla alâkalı konuya Allah’ın istediği şekilde dikkat etmezseniz, dünya ve âhirette nasıl bir sonuçla karşılaşacağınızı bilin, diyor Rabbimiz. İşin önemine dikkat çekiyor.

Son olarak surenin 11.ayetinde ‘’İman edip sâlih amel işleyenleri, karanlıklar­dan aydınlığa çıkarmak için size Allah’ın apaçık âyetle­rini okuyan bir Peygamber göndermiştir’’ denilerek bu hükümlerin ne derece doğru şekilde verildiğine güvenmemiz isteniyor. Yani, Allah bu bilgilerle insanları cehaletin karanlığından, ilmin aydınlığına çıkarır. Bu ayetin gerçek anlamını kavrayabilmesi için, okuyucunun kadim ve modern ahlâk kanunlarını müteala edip, onların boşanma iddet ve nafaka hakkındaki kanunlarını İslâm’ınkileriyle karşılaştırması gerekir. Nitekim bu konudaki modern yasaların sürekli değişip durduğunu ve henüz aile hukuku konusunda mükemmel bir yasa teşekkül ettiremediklerini görmekteyiz. Oysa Kur’an ve onun tebliğcisi 1400 sene önce, aile hukukunu düzenleyen böylesine mükemmel bir yasa 1400 senedir değiştirilmeye bile gerek duyulmaksızın mevcudiyetini idame ettirmektedir. Üstelik böylesine mükemmel bir yasa, dünyanın hiçbir medeniyetinde bulunmamaktadır. Burası ayrıntılı mukayeseler yapmaya müsait değildir.

O halde bir sureye daha
Sadakallahulazim.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here