بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Tevbe suresi  hicretin dokuzuncu yılında, yüz on üçüncü sure olarak Medine’de inmiştir. Konu olarak uzunca bir süre müşriklerden ve onların alacağı cezalardan bahsetse de surenin sonuna doğru tevbe eden herkesin affolunacağına dair açıklamalar var. Ve 104.ayetinde geçen tevbe kelimesi sureye adını veriyor. Bir de rivayetlere gören ilk ayette geçen Berea kelimesi de surenin ikinci adı olabilir. Berea, aklanmak ve yükümlülükten kurtulmak demektir. Yani aşağı yukarı tevbe ile aynı anlamları taşıdığı için bu rivayetin şiddetle reddedilmesine gerek görülmemiş hatta manidar bulunup çoğu müfessir tarafından da kabul edilmiş. Bu sure hakkında bir önemli konu da, surenin başında besmele olmaması meselesi. Bilmiyorum okurken sizin dikkatinizi çekti mi? Bunun sebebi, ilk ayetlerde müşriklere karşı sert bir ültimatom uyarısı bulunduğu için Allah Teâlâ’nın Rahman ve Rahîm sıfatları bulunan besmele ile başlamak, uygun görülmemesidir. Besmele ile başlamamasının diğer  bir sebebi de muhteva açısından bütünlük oluşturduğu Enfâl sûresinin devamı niteliğinde görülmesidir. Yine de biz biliyoruz ki Tevbe suresi kendi başına müstakil bir suredir. Konu olarak benzerlik gösterse de bu surenin devamı olduğu için besmelesiz olması biraz garip bir sebeptir. Surenin konusu genel olarak Hudeybiye ve Tebük seferi sırasında müşriklerin durumu olarak akıllara kazınabilir. Ama tabi bir de surenin konu dağılımına bakmakta fayda var;

1-12: Bu bölüm, başkalarıyla yapılan anlaşmaların dokunulmazlığını ele alır ve karşı tarafın bunlara içtenlikle uymadığı hallerde son vermeden önce gözönünde bulundurulması gereken kuralları açıklar.
13-37: Bu bölümde müslümanlar, Yahudi, Hıristiyan ve müşrik Araplar’la, Allah’ın rızası için savaşmaya teşvik edilmişlerdir.
38-72: Bu kısımdaki eğer küfürle yapılan mücadeleye katılmışlarsa ancak o zaman, Allah’ın vadettiği mükafatlara sahip olacakları, müslümanlara açık ve seçik olarak anlatılmıştır. Çünkü, gerçek müslümanları münafıklardan ayıran ölçü budur.
73-90:  Bu bölüm münafıklar meselesiyle ilgilidir ve onlara karşı takınılması gereken tavra ait kural ve düzenlemeler koyar.
91-110:  Bu kısım, savaştan geri kalan ve Tebûk’e düzenlediği Cihad seferinde Hz. Peygamber’e eşlik etmeyenlerin durumunu ele alır. 

Surenin ilk ayetine bir bakalım, müşriklere uyarı verilip surenin besmelesiz başlamasına sebep olan ayeti öğrenmeden geçmek olmaz. ‘’Bu kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere, Allah ve Rasulunden bir ültimatomdur. Bundan böyle yeryüzünden dört ay istediğiniz gibi dolaşın. Şunu da bilin ki siz, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. Allah da kafirkeri mutlaka rüsvay edecek. (1-2) ’’ Benim mealimde ültimatom yazıyordu ve hoşuma da gidiyor diye meali öyle aktardım ama siz bu kelimenin yerine uyarıdır da yazdığımı da varsayabilirsiniz. Allah’ın uyarı olarak bildirdiği anlaşma neydi önce bir ona bakalım. Arap kabileler hac mevsimi yaklaştığı için yola çıktılar. Başlarına da ibadetlerini yaptırmaları için Hz.Ebubekir verildi. Ama onlar daha mescide ulaşmadan anlaşmaları bozmaya başladılar. Dolayısıyla sure indi ve Allah onlara bu ahite uymaları konusunda bir daha uyardı. Ama bu sure indiğinde hz.ebubekir ve kafile yoldaydı. Daha sonra sure inince bu ayetlerin kafileye ulaştırılması için Hz.Ali seçildi. Ve Efendimiz ona halka duyurması için 4 madde söyledi. Bunlar; 1. Bu seneden sonra Ka’be’ye hiçbir müşrik yaklaşmayacak. 2. Hiçkimse Kabe’yi çıplak tavaf etmeyecek. 3. Cennete müslümanlardan başkası giremiyecek. 4.Rasûlullah’la kimin arasında bir antlaşma varsa, bu antlaşma süresi bitene kadar devam edecek.  Şimdi benim takıldığım sizin de takıldığınızı düşündüğüm şey, ikinci ayette geçen ‘’4 ay istediğiniz gibi dolaşın’’ ifadesi. Burada 4 ay hangi 4 ay, niye 4 ay, ne olacak bu 4 ay sorularını sormadan edemedim. Cevap da buldum çok şükür. Bu sure kafile yoldayken iniyor ve ayetleri Hz.Ali ulaştırıyor ya hani bu yüzden ilk ayetlerde hemen sure tarihi açıklanıyor. Bu surenin inmesi 4 ay sürmüş ve bu 4 ay sonunda bahsedilen ültimatom yani uyarı gerçekleşmiş olacak. Yani aslında ilk ayette bahsedilen uyarı başlı başına tevbe suresinin kendisi. Ve müşriklerin sadece bu sure tamamlanana kadar vakti kaldı. Bu vakit tamamlandıktan sonra yukarıda verilen 4 maddeyi, tüm inanan müslümanlar dikkate almak zorunda. Bu surenin ilk 5 ayetine kılıç ayetleri diyenler var. Bunun sebebi bu ayetlerin tehtid niteliğindeki üslubudur. Ayrıca 5.ayette yoğunlaşan tehtid cümleleri azgınlığına devam eden müşrikler için tercih edilen son yoldur. Farkındaysanız Tevbe Suresi inen 113.suredir. Yani neredeyse son sure. Ve Rabbimiz tüm vahiy dönemi boyunca onların tevbe etmesini, iman etmesini beklerken, hala isyanında kararlı ve müslümanları öldürmeye, onlara zulüm çektirmeye devam eden insanlar için söylenmiştir. Ki aynı ayetin dahi hemen beraberinde “Eğer tevbe ederlerse” diyerek hala ve hala kulundan umudunu kesmeyen Rabbin merhameti sanıyorum ki sorgulanamaz.

İlk 5.ayetten sonra karşımıza 6.ayette ‘’  Onlar senden eman dileyerek yanına gelmek isterse, eman ver’’ diyor. Burada emandan kastını konu dışına çekmek ayetin hükmüyle çelişmektir. Bu eman meselesini şefaate kadar çekenler olduğu için buraya bu notu düşüyor ve öyle devam ediyorum. Burada söylenmek istenen; Savaş sırasında, eğer bir düşman İslam’ı tanımak için kendisine bir fırsatın verilmesini talep ederse, müslümanlar himaye edeceklerine dair ona teminat vermeli ve gelip ziyaret ederek kendilerini gözlemesine müsaade etmelidirler. Daha sonra, tanıması için ona İslam’ı tebliğ etmelidirler. Bundan sonra da İslam’ı kabul etmezse kendisini evine emniyetle ulaştırmalıdırlar. 7.ayette ‘’Mescidi Haram yanında antlaşma yaptıklarınız var, bunlar size karşı durdukça siz de onlara karşı durun’’ diyor. Bu cümlede kastedilen kavimlerin kim olduğu konusunda her müfessirin fikri ayrı. Bu yüzden genel olarak Mekkeliler diyerek bu konuyu çok dağıtmamak lazım. Sonuçta burada önemli olan antlaşmanın kiminle yapıldığı değil de, antlaşma bozduklarında karşılaşacakları tavırdır. Bu konunun sonuna ‘’Eğer inkârdan dönerler, namazı kılar­lar ve zakatı verirlerse artık onlar sizin din kardeşlerinizdir.’’ Bu cümle, onların ve hatta bizim tefekkür etmemiz için söylenmiş bir teşvik cümlesidir. Yine Kuran üslubunda sıkça rastladığımız, hataları sayıp sonra doğru yolu açıklama durumudur bu.

Sıradaki ayetler savaş teşviki konusuyla alakalıdır. Yalnız bu ayetlerin tefsirlerine çok dikkat etmek gerekir. Çünkü bir kelimenin bile konuyu da kişiyi de ne kadar şaşırttığına birebir şahit oldum. Hemen anlatıyorum. 12.ayeti okuduğumda bi afalladım. Benim mealimde çeviri şu şekilde ‘’ Eğer verdikleri yeminden döner ve size saldırmaya kalkarlarsa onları öldürün’’ Cümleyi bitirdikten sonra devamını okuyasım gelmedi ve ara verdim. Bu sure son inen surelerden, neden savaş konusu böyle anlatıldı ki burada diye sorgulayıp durdum. İslam gerçekten o kadar naif o kadar hassas ve o kadar merhametli bir din ki, öldürün ikazını bu kadar apaçık görmek beklemediğim bir şeydi. Sonra içimden bir ses döndü dedi ki; Gönül saf mısın? Bu kuran arapça indi, bunu birileri çevirdi, birleri yazdı, birileri çoğalttı. Bu mealin kaç farklı çevirisi var bi kalk bak. Baktığımda ayetin doğru çevirisinin bu olduğunu gördüm ve derin bir nefes aldım. ‘’ Eğer onlar, ahitlerini bozarlar ve size saldırmaya kalkarlarsa onlarla savaşın. ‘’ Bu konuda en beğendiğim yorum Beyzâvî’ye ait, şöyle diyor;  savaşmak fiili ile uyarmakla ilgilidir. Yani, savaştan maksadınız, eziyet verenlerin yaptığı gibi onlara eziyet etmek değil, onları, içinde bulundukları şeyden vazgeçirmek olsun. Buradan da anlıyoruz ki, meallerimiz kime ait olursa olsun biz araştırmak ve doğruya ulaşmak zorundayız, zorunda olacağız. Konuya dönelim, bu ayetten sonra Allahu teala, ‘’ dininizi kötüleyen bir kavme karşı savaşmayacak mısınız? Yoksa siz onlardan korkuyor musunuz? ’’ diyerek savaşa teşvik edici ayetler gönderiyor. Hemen arkasından da ‘’Ey iman edenler! Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onlara cezasını versin ve onları rezil rüsvay etsin.’’ayetleriyle apaçık savaş emri veriyor.

Geçiyorum yeni bir konuya ve yeni bir ayete. Burada bir cami yaptırma meselesi hakim ki sormayın gitsin. Önce konuyu anlatayım; Efendimiz müşrik amcalarından biri olan Abbas bir gün diyor ki, Biz de Mescid-i Haram’i imar ediyor ve hacılara su veriyoruz, Allah bize de merhamet eder. Bunun üzerine 19.ayet iniyor ‘’Siz su dağıtmayı ve imar etmeyi Allah’a imanetmek ve cihad etmekle bir mi tutuyorsunuz?’’ Bu ayetten önce de konuya giriş olması bakımından ‘’Allahın mescitlerini ancak allaha iman eden, namaz kılan ve zekat veren ve Allahtan başka kimseden korkmayan kimseler imar eder.’’ deniliyor. Bu ayete dayanarak her camiide namaz kılmayan hatta ve hatta hiçbir camiide imamın arkasından namaz kılmayan kimseler var. Bu konudaki en güzel yorumu tabi ki yine Nureddin Yıldız yapmış. Diyor ki; ‘’ İslama hizmet maksadı dışında siyası bir maksat ve düşmanlık amacı ile inşa edilmiş bir camide namaz kılınmaz. Böyle bir cami var mıdır sorusunu ise cevaplayabilecek imkânımız yoktur. Dileriz öyle bir cami bulunmamış olsun.’’ Buradaki ayetleri anlaşılır gördüğüm için biraz ileri atlıyorum ve eğer sizin bu aradaki ayetlerde bir sorunuz varsa bunları aşağıda vereceğim tefsir linkinden okuyabilirsiniz.

Surenin en sevdiğim ayetlerinden biri olan 25 ve 26. ayete dikkat çekmek istiyorum. Diyor ki; ‘’Allah size birçok yerde olduğu gibi Huneyn savaşında da yardım etti. O gün kendi çokluğunuz size güven vermişti de bunun bir faydası olmamıştı. Yeryüzü o genişliğiyle size dar gelmişti de sonra gerisin geri kaçmıştınız. Sonra müminlerin üzerine rahmet ve görmediğiniz ordular indi de, onları azaba uğrattı.’’ Konuya biraz islam tarihi ekleyelim. Huneyn savaşı, surenin bu bölümünün nüzulunden bir veya birbuçuk yıl önce Hicretin 8. yılının Şevvalinde Huneyn vadisinde meydana gelmiştir. Bu savaş 12 bin müslümanın katılmasıyla o güne kadar ulaşabildiği en büyük sayıya sahip olan İslam ordusunun ilk savaşı idi.  Müşrikler ise kimi kaynaklara göre 20 bin, kimi kaynaklara göre 40 bin kişiydiler. Karşı karşıya geldiklerinde Havazin kabilesine mensup okçular, pusuya yattıkları yerden çıkıp İslam ordusunu ok yağmuruna tuttu ve öncü kuvvetlerini dağıttı. İslam ordusunun bu ön hattı geri çekilmeye mecbur oldu. Sayısına güvenip kazanacağını düşün müslümanlar birden panik oldular ve dağılmaya başladılar. Buna rağmen Hz. Peygamber sav ve bir kaç ashabı, bütün metanetleriyle yerlerinde durdu ve panik halindeki orduyu toparlamaya çalıştılar.Orduyu tekrar toplama hususunda gösterdikleri ısrar ve sebatları sayesinde müslümanlar kesin bir zafer kazandılar. Aksi durumda, güçlü ve büyük ordularına rağmen müslümanlar, Mekke’nin fethiyle kazandıklarından daha çoğunu Huneyn’de kaybetmiş olacaklardı. Burada müslümanlar için apaçık bir uyarı var. Şartlarınız ve imkanlarınız karşınızdakilerinden daha iyi olabilir ama Allah istemediği müddetçe gücünüz de şartınız da imkanlarınız da size kar etmez. Demek ki önce Allah’ın istemesi ve yardım etmesi gerekiyor. Amenna!

Sıradaki konu 34.ayet ile başlıyor ve 36.ayete kadar sürüyor. Burada malının zekatını vermeyen insanlar neredeyse müşriklerle bir tutuluyorlar.  Zemahşerî bu ayetler için şöyle diyor: Yüce Allah, yahudi ve hıristiyanlara sert davranmak ve onlardan haram yiyenlerle, müslümanlardan malının iyisinden Allah yo­lunda harcamayanların, müstehak olma hususunda eşit olduklarını göstermek için mal biriktirenleri yahudi ve hıristiyanları beraber zikretti. Hafazanallah!  Daha sonra 36.ayette ‘’Allah katında on iki ay vardır’’ diye bir kısım var. Bu da putperest Arapların, helal saydıkları haram aya karşılık takvime fazladan koyup ayları 13’e veya 14’e çıkarmalarından dolayı inmiş bir ayettir. Ve bu paragrafı bitirmeden, ünlemlerle birlikte not ettiğim bir ayeti daha yazmak istiyorum. O da 38.ayet ‘’ Ey iman edenler! Size ne oldu ki Allah yolunda seferber olun denilince yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına razı mı oldunuz.?’’  Buradaki soruyu okurken benim aklıma kazınan kalbi çok kırılmış bir peygamber, kullarının bu haline üzülen bir yaratıcı geldi. Yine de Allah bu ayetle cihada katılmayanları ve Tebük gazvesine katılanları kınayarak uyarıyordu.  Tebük gazvesi deyince İslam tarihine ufacık bir giriş daha yapmak gerekti. Hemen onu da anlatıyorum. Bizans, Arabistan’ı ele geçirmek istiyordu. Bu yüzden müslümanların üzerine doğru harekete geçtiler. Bu haberi alan Allah Rasulu seferberlik ilan etti. Ve bunu duyan müminler ilk anda yan çizerek münafık olduklarını gösterdiler.  Hatta içlerinden Abdullah bin Ubey ‘’Muhammed Bizans’ı ne sanıyor, Ashabıyla birlikte esir düşeceğini görmüyor mu?’’ diyordu. Bunun üstüne yukarıdaki ayet indi ve Ubey gibi düşünen münafıklar kınandı. Ve bu gazvenin sonu ne oldu biliyor musunuz? Çok güleceksiniz ama Medine’ye gelen haber yalan çıktı. İslam ordusu Tebük’e vardığında ne bizanstan ne hristiyan araplardan bir saldırı görülmedi. Bunun üzerine Efendimiz aynı Kuranda bahsedildiği gibi ordusunu alarak geri döndü. Çünkü saldırı yoksa, saldırmak yoktu. Böylece 30 bin asker müslümanlığı ve kimileri de münafıklığını göstermiş oldu.

Sonra karşımıza artık sosyal medyanın fenomen ayeti çıkıyor, ‘’ Üzülme, çünkü Allah bizimle’’ Bu ayeti sevgilisinden ayrılan kız da yazıyor, işten ayrılan eleman da, elemanı kovan patron da yazıyor, kızı terkeden adam da. Ben anlamadım yani bu nasıl cahillik. Neyse ayetin inme sebebini anlatayım da belki sesimi bir duyan olur. Kafirler Hz. Peygamber’i sav öldürmeye karar verdikleri ve tam öldürecekleri gece Efendimiz Mekke’den Medine’ye hicret için yola çıkmıştı. O zamana dek müslümanların çoğu ikişer üçer Medine’ye hicret etmiş ve Mekke’de sadece bir kaç çaresiz müslüman ile kalplerinde nifak bulunan ve emin olmayan bazı müslüman geçinen kimseler kalmıştı. Bundan dolayı Efendimiz yanına sadece Hz. Ebu Bekir’i aldı. Medine’ye giden yol üstünde üç gün boyunca “Sevr” mağarasında saklanmak zorunda kaldı. O sırada kana susamış düşmanlar tüm Mekke çevresinde onu aramışlar ve bazıları onun saklandığı mağaranın ağzına kadar gelmişlerdi. Bu kritik durumda doğal olarak Hz. Ebu Bekir onların mağaraya girip kendilerini göreceklerinden korkarak heyecanlanmıştı. Bunun üstüne Efendimiz yine sükunetini korumuş ve arkadaşını: “Üzülme, Allah bizimle beraberdir” diyerek rahatlatmıştır. Bu naif hatırlatmanın üzerine 40.ayetin ‘’Allah onların üzerine sekinetini indirdi ve onları ordularla destekledi’’ kısmı indi.

Bundan sonra karşımıza çıkan 42- 59 ayetler Tebük gazvesi sırasında münafıkların sundukları bahaneleri ve Allah’ın onları nasıl kınadıkları anlatıyor. Bunlardan biri olan 46.ayette; ‘’Eğer cihada çıkmayı dileselerdi, elbette onun için hazırlık yaparlardı. Lakin Allah onları istemedi ve onları yollarından alıkoydu, sonra da onlara ‘Oturun oturanlarla beraber’denildi.’’ deniliyor. Ve yine bu ayetler arasındaki güzel ayetlerden biri de; ‘’ Sana bir güzellik kısmet olursa fenalarına gider, eğer sana musibet gelirse biz tedbirimizi önceden almıştır der ve sonra sevine sevine dönüp giderler’’ Vay onların haline. Düşünsenize, Efendimizin başına bir musibet geliyor ve biz de bizim başımıza gelmedi diye sevinerek evlerimize gidiyoruz. Allah muhafaza, nasıl bir imtihan. Aslında düşünüyorum da, o dönemde yaşamadığımız için şimdi söylemek de kolay geliyor olabilir. Şimdi ki nefislerle o günkü imana erişmek mümkün olmazdı. Şimdi ne bir can korkusu, ne bir mal korkusu ne bir ibadet zorluğu yaşamadığımız halde elhamdulillah müslümanım demekten korkan, müslümanca yaşamaktan çekinen koca bir ülkeyiz. İnşallah koca bir ümmet bu şekilde değildir. Ama Türkiye’de gördüğüm tablo malesef bu. Allah yardımcımız olsun. Ki bizi o dönemde yaşatıp, böyle şeyler imtihan etmediği için olmuş da.  Allah, o temiz nefislere rahmet etsin. Onlar, Allah rızası uğrunda canlarını verdiler.

Geldik 60.ayete; ‘’ Zekâtlar ve sadakalar, Allah’tan bir farz olarak ancak, yok­sullara, düşkünlere, memurlara, gönülleri ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolculara mahsustur. Allah alimdir, ha­kimdir.’’ Bu ayete bakarsak bu 8 özellik dışında kalan kimselere sadakat ve zekat vermek caiz değildir. Yani Allah Teâlâ, varlıklı müminlere ödemekle farz kıldığı zekâtın sarfedileceği yerleri de yine kendisi belirtmiştir.  Daha sonra 61.ayetle yine geldik münafıklara ve bitmek bilmeyen oyunlarına, bu konu 70.ayete kadar devam ediyor. Aralarından biraz alıntı yaparak, meal okumayıp sadece yazıları okuyanlara kulak aşinalığı kazandırmak istiyorum. ‘’ Münafıklar kalplerindekini kendilerine haber verecek surenin tepelerinden inmesinden çekiniyorlar. De ki, eğlenin bakalım! Allah sizin çekindiğiniz şeyi meydana çıkaracaktır (64)! ‘’ Ve 67.ayette münafık kadın ve erkekler için bir tanım yapılmış, denmiş ki ‘’ kötülüğü emreder, iyiliği engeller ve ellerini sıkı tutarlar’’ Ellerini sıkı tutarlarda ki kasıt sadaka ve zekat verme konusundaki cimriliktir. Bu ayetin üstüne kalkıp ‘’cimriler ve kötülük edenler münafıktır’’ dersem ne olurum? Hayır, tabi ki şaka yapıyorum. İslamda en büyük günah birinin tekfir etmektir. Tekfir etmek, kafir demek olsa da münafık demek de bize göre hoş bir özellik değildir. Hadi yine iyisiniz, ayak üstü akaid dersi de işledik.  Daha sonra 71.ayette de bunun tam zıddı olan mümin erkek ve mümin kadınların da, birbirlerinin velileri oldukları ve onların iyiliği emredip, insanların helâk olmasına sebeb olacak fenalıklardan alıkoymaya çalıştıkları, onlara ait diğer bir takım özelliklerle birlikte zikredilmektedir: Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir: İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar; namaz kılarlar, zekât verirler, Allah’a ve peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Sure bundan sonraki ayetler de yine tekrar tekrar müşriklerden ve onların içten hesaplarından bahseder. Kuran bu konuya 80.ayette şöyle nokta koyuyor, ‘’ Ey Muhammed! Sen onlar için ister af dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere af dilesen de yine Allah onları affetmeyecektir.’’ İlk bakışta Allah’ın merhametli sıfatına ters gibi görünen bu ayet aslında tefsirine bakıldığında daha yumuşaklık içeriyor. Bunun için aşağıdaki linklerden tefsirleri ayrıntılı okuyabilirsiniz.

Geliyorum 84.ayete ve buradaki ‘’onlardan biri ölürse sakın namazını kılma, mezaları başında da durma.Çünkü onlar Allah ve Rasulunu tanımadılar.’’ İkazının açıklamasına. Bu ayet de diğer birkaç ayet gibi ilk gördüğümde İslam ile bağdaştıramadığım ayetlerden biri oldu. Neden bilmiyorum, Allah merhametsiz olduğunu düşündürecek hiçbir ayeti direk kabul edemiyorum. Biraz ayrıntılı araştırınca öğrendim ki, bu ayet Abdullah bin Ubey İbni Selul için inmiş. Bu konuyu hemen anlatmak istiyorum çünkü öyle güzel ki. Hatta bu yazıyı çok çok yazmak çok çok anlatmak istiyorum çünkü o kadar mutlu ediyor ki. Abdullah bin ubey  münafıkların reisi idi, Efendimizi zor durumda bıracak bir sürü davranışı olmuştu. Tebük gazvesindeki olaylarını zaten anlatmıştım. Ama oğlu Abdullah son derece samimi ve müttaki bir Müslümandı. Babası vefât ettikten sonra, oğlu Abdullah babasının vasiyeti üzerine Hz. Resûlullahın huzuruna çıkarak, “Yâ Resûlallah! Gömleğini bana versen de, babamı onunla kefenlesem” dedi. Sonra da, “Yâ Resûlallah! Onun namazını kılıp istiğfarda bulunsanız” diye ricada bulundu. Gariptir ki, hayatı boyunca İslâmiyet aleyhinde plânlar yapan bu adamın kefenlenmesi için Efendimiz sırtından gömleğini çıkarıp Hz. Abdullah’a verdi ve “Cenaze hazırlanınca bana haber veriniz, namazını kılayım” buyurdu. Bunun üstüne Hz. Ömer Efendimiz’e “Yâ Resûlallah! Allah sizi münâfıklar üzerine dua etmekten nehyetmedi mi? dedi. Bunun üstüne Peygamber Efendimiz gülümseyerek şöyle dedi: “Ben, istiğfar etmek veya etmemekte serbest bırakılmıştım. Ben de tercihimi yaptım. Allah Taâlâ, ‘Onlar adına ister af dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen yine Allah onları bağışlayacak değildir…’ (Tevbe Sûresi, 80) buyurmuştu’’ demiştir.

Aradan çok zaman geçmeden Peygamberimiz ‘e münâfık ölüleri hakkında kesin emir verildi yani 84.ayet indi. Bundan sonra Peygamber Efendimiz, hiç bir münâfığın cenaze namazını kılmadı. Kabrinin başında da durmadı. Amma Peygamberimiz’in bu adamın cenazesine kılmasında da hikmetler vardı. En mühim hikmeti onun etrafında toplanmış olanların samimi iman etmelerini temin etmekti. Nitekim, Efendimize, gömleğini niçin verdiği ve cenaze namazını niçin kıldığı sorulduğunda, şu cevabı vermişti: “Gömleğim ve onun üzerine kıldığım namazım, kendisini Rabbimden gelecek azabdan kurtaramayacaktır. Fakat ben, bu sayede onun kavminden bin kişinin samimi Müslüman olmasını umuyorum.” Gerçekten de Abdullah bin Übeyy’in vefât ederken Peygamberimiz  sav’den medet umduğunu gören bin kişi samimiyetle Müslüman olmuştur.

Bu güzel kıssanın anlatıldığı ayetlerden sonra yine münafıklarık Tebuk seferi sırasındaki tavırlarından bahsedildiği için hızla 92.ayete geçiyorum.  Bundan önceki 90 ve 91.ayetlerde de savaşa katılmayıp, üzerinde sorumluluk da bulunmayan insanlardan bahsetmişti. Zayıflar ve hastaların katılmamasında bir günah yoktur, Allah onlara merhamet eder denmiştir. 92.ayette de ‘’Binek vermen için sana geldiklerinde, sizi bindirecek binek bulamıyorum dediğin zaman, sarfedecek bir şey bulamadıkları için üzüntüden gözlerinden yaş akıtarak geri dönenlerde sorumluluk yoktur’’ diyor. Bu olayı da hemen kısaca anlatmak istiyorum. Tebuk gazvesi sırasında tüm sahabeler ellerinden geleni yaptılar. Hz.Ebubekir malının tamamını, Hz.Ömer malının yarsını ve Hz.Osman en büyük yardımı yaptı. Atlar alındı, teçhizat hazırlandı. Yapılan bağışlarla tüm islam ordusuna at ve silah temin edildi. Sefer katılmak istedikleri halde kendilerine binek ve silah düşmeyen 7 kişi kalmıştı. Ve bunlar Efendimize gelerek, durumu anlattıklarında efendimiz onlara ‘’Sizi bindirecek bineğim kalmamıştır’’ deyince ağlayarak yerlerine dönmüşler. Ve daha sonra bu ayet onlara müjde olmuştur.

Geliyorum 97.ayete, burada diyor ki; ‘’Bedeviler küfür ve münafıklık bakımında daha şiddetlidiler.Bununla beraber Allah’ın Rasulune indirdiği hükümlerin sınırlarını bilmemeye daha layıktırlar’’ Bedeviler, Medine’de çölde yaşayan araplardır. Yani münafıklık da müşriklik de onlarda vardı. Bununla birlikte içlerinde 99.ayette bahsedilen insanlar da vardı ; ‘’ Bedevilerden öyleleri vardı ki, Allah’a ve ahiret gününe inanır ve harcadıklarını Peygamber duası almaya vesile sayar. Bilesiniz ki gerçekten bu, onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmeti içine koyacaktır.’’ Bu konu 106.ayete kadar uzanıyor ama içlerinde bir de Ensar ve Muhacirlerden bahsediyor, bunlar ilk iman etmiş olan Sahâbilerdir. Bu konudan sonra 108.ayette yeniden namaz kılınacak ve kılınmayacak yerler meselesi var. Biliyorsunuz onların yaptıkları mescitlerde namaz kılma demişti. Şimdi de ona bir yol göstermek için, onu Kuba mescidine yönlendiriyor. Ayette şöyle geçiyor; ‘’İlk günden temeli takva ile kurulan mescit elbette içinde namaz kılmana en layık olan yerdir’’ Biliyorsunuz ki mescit Efendimizin ilk Cuma namazı kıldığı mescittir.  Ve 114.ayette de İbrahim as ve babası Azer’in konusundan bahsediyor. Burayı ben anlatmayayım, linkten okuyun. Çünkü üstüne çok fazla ihtilaf var. Ama kısaca Azer iman etmemiş bir adam olsa da İbrahim as babasını çok sevdiği için ona dua etmiş. Bu da Meryem suresinde geçen bir ayet. Ama daha sonra bu sureden anladığımız kadarıyla İbrahim as, babasının düşman olduğunu anlayınca ona dua etmekten vazgeçti. Yani olayın kıssası bu ama uzunu için lütfen Tıktık!

Ve sonlara yaklaşırken karşımıza Tebük gazvesine katılmayan ama pişman olmuş üç kişiden bahseden bir ayet daha çıkıyor. Bunlar Ka’b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye ve Mürâre b. Rubaî’dir. Bu ayetler onların durumları dile getirilerek, tövbelerinin kabul edilişleri anlatılır. Onlar, Resulullah’a durumlarını itiraf ettiklerinde o, Allah Teâlâ’nın haklarında hükmünü verinceye kadar beklemelerini söyledi. Bütün Müslümanlar onlarla ilişkilerini kesmişti. Hatta hiç kimse, onlara selam vermiyordu. Bu, elli gün devam etmişti. Onlar bu zaman zarfında çok büyük manevî sıkıntılar çektiler. Allah Teâlâ, onların içinde bulundukları ruhî sıkıntıları ve tövbelerindeki samimiyeti şu ayet-i kerîme ile ortaya koyarak, onların tövbelerini kabul ettiğini bildirmektedir: “Bütün genişliğine rağmen yer onlara dar gelerek nefisleri kendilerini sıkıştırıp Allah’tan başka sığınacak kimse olmadığını anlayan, savaştan geri kalmış üç kişinin tövbesini de kabul etti. Allah, tövbe ettikleri için onların tövbesini kabul etmiştir…”

Ve işte kapanışı yaparken surenin en ama en bi güzel ayetini sizlere seve seve yazmak istiyorum. Arkasından da sizden kocaman bir amin istiyorum. Çünkü inşallah biz de bu ayette geçenlerden oluruz. ‘’ Bir sure indirildiği zaman, onlardan biri çıkar ‘’Bu sure hanginizin imanını arttırdı?’’der. İmanı olanlara gelince, inen sure muhakkak onların imanını arttırmıştır ve onlar müjdelenip duruyorlar.  Sonra tabi ki müşriklere de değiniyor ‘’Kalplerinde hastalık olanlara gelince, onlarında küfürlerine küfür katmıştır ve onlar kafir olarak ölüp gitmiştir.’’ Bu surenin başında sonu hakkında, sonunda da sure boyunca anlatılmış kişiler hakkında bilgi verdi. Gerçekten bu surenin üstünde harika bir islam tarihi dersi anlatılır, şuan buna karar verdim.

Son olarak Tevbe Suresi, tekrar münafıkların hallerinden bahsederek, Efendimiz’in davetine yüz çeviren topluluklara karşı takınması gereken tavrı bildirilerek son buluyor. Bu hitap peygamberin şahsında kıyamete kadar gelecek bütün tebliğcileri kapsamaktadır: “Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse, de ki: Allah bana yeter; ondan başka ilâh yoktur, yalnız O’na güveniyorum; O, büyük Arş’ın Rabb’idir” 

O halde bir surenin daha sonuna gelmiş olmanın huzuru ile tefsir linklerini aşağıya bırakıyorum ki, doya doya okuyun.

Tefsir 1
Tefsir 2

 Sadakallahulazim.

6 YORUMLAR

  1. Emeğinize sağlık. Şükürler olsun ki ikinci hatimde sizlerle ilerliyorum.Allah razı olsun yazınız için kafama takılan ayetleri yazınız ile aydınlandı. Rabbim yar ve yardımcınız olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here